Daredevil: Born Again'in ikinci sezon yedinci bölümü olan Gloves Off, izleyiciye Matt Murdock'ın özlediğimiz o ağırbaşlı ve stratejik kimliğini, yani avukatlık yeteneklerini nihayet geri veriyor.

👨‍🦯
Yazı, Daredevil: Born Again'e dair spoiler içeriyor.

Matt'in tekrar mahkeme salonunda, o tanıdık atmosferin içinde adalet arayışına girmesi, dizinin köklerine sadık kalması açısından oldukça tatmin edici bir hamle olmuş. Çünkü gerçekten Avukat Matt'i çok özledik. Fakat bu geri dönüş beraberinde duygusal boşlukları da getiriyor. Matt'in arkadaşı Kirsten ile olan sahneleri, karakterin kayıp olduğu süre zarfındaki gizemini korusa da, anlatısal bir eksiklik hissettiriyor. Kirsten'in, Matt'in hayatta olup olmadığını bile bilmediği o uzun süreci Matt'in nasıl bir yalan ya da gerçekle açıkladığını görmeyi beklerdik; bu yüzleşmenin sahne dışı bırakılması iki karakter arasındaki gerilimin ve bağın derinliğini tam anlamıyla ölçmemizi zorlaştırıyor.

Kirsten ile olan bu eksik etkileşim, senaryonun Matt’in sivil hayatındaki "insani" boşlukları doldurmaktan ziyade, daha büyük ve makro bir çatışmaya odaklanmayı tercih ettiğini gösteriyor. Yine de Matt’in savunma kürsüsündeki o keskin zekası, Wilson Fisk’in kurduğu devasa ve yozlaşmış ağın karşısında duran tek temiz güç simgesi olarak parlamaya devam ediyor. Bölümün bu hukuk kanadı sokağın şiddetiyle mahkemenin gri alanlarını birleştirerek Born Again'in vaat ettiği karmaşık yapıyı destekliyor. Matt'in hem Daredevil hem de Murdock olarak aynı anda köşeye sıkışmış hissetmesi, bölümün ismindeki "eldivenlerin çıkması" metaforunu hem fiziksel hem de hukuki anlamda güçlendiriyor.

İhanet, sadakat ve infazlar

Bölümün en sarsıcı anı kuşkusuz Buck'ın Daniel Blake'i infaz ettiği sahneydi. Daniel ve BB arasındaki dürüstlük, Fisk'in Ben Urich cinayeti de dahil olmak üzere geçmişte işlediği suçların ağırlığını karakterlerin omuzlarına yıktı. Daniel'ın, her ne kadar Fisk'in suçlarını örtbas etmeye çalışsa da, özünde Buck kadar hissiz ve profesyonel bir katil olmadığını görmek, karakterin trajedisini derinleştirdi diye düşünüyorum. Son anda hayatta kalmak için yalvarırken sergilediği o çırpınış, Buck gibi soğukkanlı bir mekanizmanın yanında onun neden elendiğini de netleştiriyor. Daniel, Fisk'in dünyasında yaşamak için fazla korkak, ölmek için ise fazla geç kalmış bir adam gibiydi.

Daniel'ın ölümü, sadece bir karakterin diziden ayrılması değil, aynı zamanda Fisk'in New York üzerindeki kontrolünün ne kadar acımasız bir "temizlik" aşamasına geçtiğinin kanıtı. Daniel ve BB'nin birbirlerine karşı dürüst oldukları o kısa an, seyirciye bu karanlık dünyada gerçeğin bir kurtuluş değil, çoğu zaman bir ölüm fermanı olduğunu hatırlatıyor. Buck’ın tereddütsüz infazı, Wilson Fisk’in etrafındaki çemberin ne kadar sıkı olduğunu ve hata payının sıfıra indiğini gösteriyor. Bu kurgusal yapı da bölümün genelindeki o boğucu ve kaçışsız atmosferi başarıyla destekliyor.

Kahramanlar ve CIA’in karanlık koridorları

Luke Cage isminin telaffuz edilmesiyle birlikte dizinin havası birden bire değişiyor. Charles ile Luke arasındaki bağın detayları, karakterin neden ortalıkta olmadığını ve neden kaçmak yerine belirli şartları kabul ettiğini anlamamız için bir ipucu niteliğinde. Charles'ın, Luke ile bağlantı kurabilecek tek kişi olduğunu iddia ederek "senin zorunda kalmaman için" CIA adına çalıştığını söylemesi, arka planda dönen çok daha kirli bir oyunun işareti. Bu durum kahramanlarımızın sadece sokak çeteleriyle değil, devletin en üst kademelerindeki gizli operasyonlarla da karşı karşıya olduğunu göstererek hikayeye gerilim sosu ekliyor.

Luke’un bu senaryoda neden sessiz kalmayı tercih ettiğini ve Charles’ın gerçekten bir koruyucu mu yoksa bir manipülatör mü olduğunu henüz tam olarak kestiremiyoruz. Ancak bu karmaşa, Marvel evreninin sokak seviyesindeki kahramanlarının artık daha büyük bir satranç tahtasında piyon haline getirildiğini hissettiriyor. Luke Cage ve Charles arasındaki bu "zorunlu" iş birliği, ilerleyen bölümlerde Matt’in de benzer bir ahlaki ikilemle karşılaşabileceğinin sinyallerini veriyor.

Fisk’in kuklaları

Wilson Fisk'in New York valisinin fişini çekip bu işten sıyrılabileceğini düşünmesi, karakterin kibrinin ve ulaştığı gücün boyutlarını sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Fisk, sadece bir suç baronu değil, artık şehrin genetiğini değiştirmeye çalışan tuhaf bir adama dönüştü. Matt’in, Marge’ın öldürülmesi durumunda Fisk’in onun yerine kendi "kuklalarından birini" getireceğine dair korkusu oldukça yerinde bir tespit. Ancak burada akıllara şu soru geliyor: Bu kukla kim ve Fisk neden bir başkasının arkasına saklansın?

Bu adamın bu kadar ileri gitmesi, aslında bi yandan onun ne kadar çaresizce bir güç sarhoşluğuna kapıldığını gösteriyor. AVTF’nin elindeki yüksek teknolojili silahlarla doğrudan bir çatışmaya girmek yerine, bu tür siyasi oyunlarla vakit kaybetmesi bazen temposu düşük hissettirebilir. Ancak Matt’in Dex’i devreye sokarak Marge’ı kurtarması ve suikastçıyı hayatta bırakarak azmettiriciyi ifşa etme planı, satranç tahtasında Fisk’e atılan şahane bir şah hamlesiydi. Matt, fiziksel gücünü değil, zekasını ve müttefiklerini kullanarak Fisk'i kendi oyununda köşeye sıkıştırmayı başardı.

Kiliseye sığınan ruh

Bölümün son sekansı, Matt’in bacağından vurulduktan sonra bir kiliseye sığınmasıyla zirveye ulaşıyor. Matt Murdock’ın en zayıf anında Tanrı’ya ve inancına sığınması, karakterin özündeki suçluluk duygusunu ve çaresizliği yine muazzam bir görsellikle birleştiriyor. Acı içinde dua ederken aldığı "yardım"ın Jessica Jones şeklinde tecelli etmesi epik bir an olsa da, zamanlama açısından bazı soru işaretleri barındırıyor. Jessica’nın sezonun daha erken aşamalarında hikayeye dahil edilmesi, Matt ile olan o "eve dönüş" diyaloğunun duygusal ağırlığını daha iyi taşıyabilirdi diye düşünüyorum. Onu aynı bölümde daha önce gördük zaten, finalde bir kurtarıcı gibi ortaya çıkması beklenen o büyük sürpriz etkisini ister istemez biraz zayıflatmış oluyor.

Karen ve Heather yüzleşmesi

Son olarak, geliyoruz zurnanın zırt dediği yere. Karen Page’in Heather ile olan konuşması bölümün en tartışmalı sahnelerinden biriydi. Yedi Kocalı Hürmüz Matt Murdock'ımızın eski ve yeni kız arkadaşlarının kapışması elbette kaçınılmazdı. Sadece ne zaman olacağını bekliyorduk. Ama Karen’ın, Matt ile birlikte olduğu için Heather ile alaycı bir üslupla konuşması, karakterin yıllar içindeki gelişimine ve empati yeteneğine biraz aykırı düşüyor. Karen, yaşadığı onca acıdan sonra Heather’ın içinde bulunduğu durumu daha iyi analiz edebilmeliydi. Heather’ın sinirlenip Karen’ı pataklaması da aslında Karen’ın bu alışılmadık saldırganlığına verilmiş fiziksel bir yanıt gibiydi.

Gloves Off, adının hakkını vererek hem kahramanların hem de kötülerin maskelerini ve eldivenlerini çıkardığı bir bölüm oldu. Matt’in yaralı bedeniyle kilise zeminindeki duruşu, bana eski Daredevil bölümlerini hatırlattı, Fisk’in soğukkanlı siyasi cinayetleri ve mahalle kahramanlarının CIA gölgesindeki varlık mücadelesi, diziyi çok daha kaotik bir sona doğru sürükledi.

Karakter tutarlılıklarındaki bazı ufak sarsıntılara rağmen bölümün sunduğu atmosferik derinlik ve zekice kurgulanmış bağlantılar, Born Again’in sadece bir süper kahraman dizisi değil, ağır bir suç draması olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Önümüzdeki bölümlerde Jessica Jones ve Daredevil iş birliğinin ve belki de eklenecek birkaç sürpriz ismin, Fisk’in bu devasa imparatorluğunu nasıl sarsacağını görmek için sabırsızlanıyoruz.

Paylaş