Barbie'nin yakaladığı olağanüstü başarının ardından Hollywood'un oyuncak markalarına bakışı tamamen değişti. Bir dönem yalnızca mağaza raflarında karşılığı olan markalar, artık milyar dolarlık sinema evrenlerinin potansiyel başlangıç noktaları olarak görülüyor. Mattel'in peş peşe projeler geliştirmesi de bunun en somut örneği. Fakat bu yeni dönemin asıl belirleyicisi, hangi markaların gerçekten sinemaya uyarlanabilecek kadar güçlü bir dünyaya sahip olduğu sorusu. Masters of the Universe bu açıdan diğer projelerden ayrılıyor. Çünkü He-Man evreni yalnızca tanınan karakterlerden oluşmuyor; yıllardır kendi mitolojisini kurmuş, fantastik anlatının temel taşlarını oluşturmuş bir dünyaya sahip.

Filmin görevi yeni bir evren yaratmak değil, zaten var olan bir evreni günümüz seyircisine yeniden tanıtmak. Yönetmen Travis Knight'ın en büyük başarısı da tam olarak burada başlıyor. Film, kendisini yalnızca eski hayranlara hitap eden bir nostalji gösterisine dönüştürmüyor. Bunun yerine bu dünyayı ilk kez görecek izleyiciyi de hesaba katıyor.

Ben He-Man çizgi filmleriyle büyüyen kuşaktan değilim. Çocukluğum bu karakterlerle geçmedi. İzleyene kadar sadece hayal meyal hatırladığım isimler vardı, o kadar. Bu yüzden filmi izlerken önümde korunması gereken anılar ya da karşılaştıracağım bir referans olmadı. Dolayısıyla bu karşılaştırmalarla ilerleteceğim bir inceleme yazısı olmayacak. Açıkçası gördüğüm yorumlardan sonrasında da büyük beklentilerle izlemedim. Fakat benim için filmin en büyük sürprizi tam olarak bu oldu. Masters of the Universe, geçmişi bilmeyen bir seyircinin rahatlıkla içine girebildiği hatta fazlasıyla keyif alabileceği bir dünya kurmuş. Karakterlerle bağ kurmak için öncesini bilmenize gerek yok. Film gerekli bilgiyi dozunda veriyor, geri kalanını ise doğal akışına bırakıyor. Bu tercih hem anlatıyı hızlandırmış hem de seyirciyi gereksiz açıklamalarla yormaması açısından çok kıymetli. Günümüzde birçok serinin düştüğü en büyük hata, kendi mitolojisini anlatmaya çalışırken hikâyeyi ikinci plana atması. Masters of the Universe ise olabildiğine doğal bir şekilde izleyicisini içeriye çekmeyi başarıyor.
Kendi dünyasına ait

Son yılların büyük stüdyo filmlerinde dikkat çeken ortak bir refleks var. Fantastik ya da çizgi roman kökenli bir fikir ne kadar absürt görünüyorsa senaryo da onu o kadar şakayla dengelemeye çalışıyor. Sanki filmler anlattığı dünyadan utanıyormuş gibi davranıyor. Seyirciye sürekli "Merak etmeyin, biz de bunun farkındayız." mesajı veriliyor. Bu yaklaşım ilk yıllarda eğlenceli görünse de zamanla birçok blockbuster'ın birbirine benzemesine neden oldu. Masters of the Universe bu yüzden birkaç yönüyle Guardians of the Galaxy, ya da Thor: Ragnarok'u andırıyor fakat onun dışında genel tavrı çok daha özgüvenli. Eternia'yı, Güç Kılıcı'nı, Battle Cat'i ya da Skeletor'u açıklamak yerine onları olduğu gibi kabul ediyor. Bu dünyanın kurallarını değiştirmiyor, modernleştirmeye çalışmıyor ya da ironik bir filtreyle sunmuyor. Seyirciden yalnızca bu evrenin içine girmesini istiyor.

Bu özgüvenin, filmin görsel tasarımına da etki ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Eternia yalnızca bilgisayar efektleriyle oluşturulmuş büyük bir fon gibi görünmüyor. Kendine ait mimarisi, renk paleti ve atmosferiyle yaşayan gerçek bir dünya gibi. Kostüm tasarımları filmin en başarılı yanlarından biri olmuş. Çizgi filmlerde rahatlıkla kabul edilen birçok tasarımın canlı aksiyonda komik görünme ihtimali vardı. Buna rağmen kostümler karakterlerin ikonik görünümlerini korurken gerçek dünyanın içinde var olabilecek kadar işlevsel duruyor. Müzikler de bu enerjiyi sürekli beslemek üzerine tasarlanmış. Nasıl oluyor bilmiyorum ama bir şekilde filmin taşıdığı seksenli yıllar ruhunu da bugünün blockbuster anlayışıyla buluşturuyor.
Müthiş bir He-Man ile yeni maceralara

Fantastik filmlerin sorunlarından biri dünya kurmaya fazlasıyla odaklanırken karakterlerini ihmal etmeleri. Haritalar, soy ağaçları, büyü sistemleri ve onlarca yan karakter arasında asıl hikâye zaman zaman görünmez hâle geliyor. Masters of the Universe seleflerinden ders almış olacak ki bu dengeyi büyük ölçüde korumayı başarmış. Elbette anlatının merkezinde Eternia var ama film hiçbir zaman karakterlerini dekorun gerisinde bırakmıyor. Adam'ın yolculuğu, yalnızca bir kahramanın kaderini kabul etme hikâyesi değil. Aynı zamanda sorumluluk duygusunu öğrenen genç bir adamın büyüme süreci olarak da çalışıyor. Ayrıca Nicholas Galitzine He-Man'e o kadar yakışmış ki... Bu konuda yaşadığım şaşkınlığı tarif etmem mümkün değil. Kendini geliştirmek için fazlasıyla çalıştığı belli oluyor ve tüm bunlar Sheep Detectives'deki korkunç saçlarını da açıklıyor genç aktörün.


Filmin en sevdiğim taraflarından biri de akıp giden temposu oldu. Günümüzde iki saati aşan birçok büyük bütçeli yapım, hikâyesini gereksiz yere uzatma alışkanlığından kurtulamıyor. Hiç bilmediğim bir dünya olmasına rağmen Masters of the Universe iki buçuk saatlik süresiyle şaşırtıcı derecede akıcı ilerledi. Nedeni sürekli aksiyon sunması değil; tam tersine, ritmini çok doğru kullanabilmesi. Hikâye nefes alması gereken yerde yavaşlıyor, büyümesi gereken yerde hızlanıyor. Bu yüzden de yorucu hissettirmiyor.
Oyuncular da filmi taşıyor


Galitzine'e kadroda Idris Elba ve Camila Mendes gibi isimler eşlik ediyor. He-Man'in ciddiyetsizliğini dengelemek adına onlar da çabalamaya çalışıyor ama Duncan gibi biriyle ile biraz zor... Fantastik dünyalarda oyuncuların performansı çoğu zaman gözden kaçar ama böyle büyük ölçekli hikâyelerde inandırıcılığı sağlayan en önemli unsur tam olarak da budur. Burada da karakterlerimizin her biri farklı telden çalıyor olmasına rağmen çok güzel tat katıyorlar filme.

Bir diğer sürpriz Jared Leto. Son yıllarda performansları üzerine en çok tartışılan oyunculardan biri olan Leto, Skeletor'da uzun zamandır bulamadığı ışığı yakalamış gibi görünüyor. Karakteri tek boyutlu bir kötüye dönüştürmek yerine onun gösteriş merakını, kibirli tavrını ve neredeyse tiyatral sayılabilecek enerjisini öne çıkarıyor. Bu çaba Skeletor'u daha gerçekçi yapmaya çalışmıyor, tam tersine karakteri sahiplenmemize neden oluyor. Olur olmaz yerde yaptığı açıklamalar ya da kendine has tuhaf kıkırdamaları Skeletor'u biraz sevmemize bile sebep olabilecek düzeyde. Bence filmin doğru yaptığı şeylerden biri de bu olmuş. Günümüzde birçok uyarlama, ikonik kötü karakterleri daha karanlık veya gerçekçi hâle getirmeye çalışırken Masters of the Universe onların neden yıllardır akılda kaldığını unutmuyor.
Kusurlarına rağmen neden çalışıyor?

Filmin kusursuz olduğunu söylemek zor. Özellikle mizah tarafında Marvel sonrası Hollywood'un alışkanlıklarından tamamen kurtulabildiğini düşünmüyorum. Bazı diyaloglar gerçekten komik olduğu için değil, komik olması gerektiği düşünüldüğü için yazılmış hissi veriyor. Bu da zaman zaman filmin kendi atmosferini zayıflatıyor. Neyse ki bu anlayış hikâyenin tamamını ele geçirmemiş. Travis Knight, mizahı filmin merkezine yerleştirmek yerine onu yardımcı bir unsur olarak kullanmayı tercih etmiş. Böyle olunca aksiyonun ağırlığı, karakterlerin yolculuğu ve filmin kurduğu fantastik dünya önemini koruyor. Üstelik teknik tarafta da oldukça güçlü bir iş var. CGI kullanımı günümüzün basite indirgenmiş efektleri arasında büyük ölçüde başarılı. Özellikle Eternia'nın ölçeğini hissettiren sahnelerde görsel efektler yalnızca gösteriş amacı taşımıyor; anlatının doğal bir parçasına dönüşüyor. Aksiyon sahneleri de aynı anlayışla tasarlanmış. Ne olup bittiğini rahatlıkla takip edebiliyor, koreografinin içinde kaybolmuyorsunuz.

Son yıllarda eski markaları yeniden canlandıran birçok yapımın ortak sorunu, geçmişe fazlasıyla bağımlı olmalarıydı. Kendi başına ayakta durmak yerine sürekli seyircinin hafızasına yaslanıyorlardı. Masters of the Universe bu tuzağa düşmediği için çok mutluyum. Eski hayranlarına tanıdık gelen pek çok detay sunarken, benim gibi bu evrene ilk kez adım atan izleyicileri de dışarıda bırakmıyor. Belki bu filmi yılların en büyük fantastik yapıtı olarak anmayacağız. Belki bazı tercihleri hâlâ tartışılacak. Ama en azından uzun zamandır büyük stüdyo filmlerinde eksikliğini hissettiğim eğlencenin tek başına küçümsenecek bir hedef olmadığını hatırlattı bana. Kötü yorumların aksine Masters of the Universe, olası bir serinin sağlam ilk adımı olmasının yanında, oyuncak uyarlamalarının doğru ellerde nasıl çalışabileceğini de kanıtlıyor.


Yorumlar