Dün akşam Spider-Man: Brand New Day'i Türkiye galasında izleme şansı yakaladım. Açıkçası salona girerken heyecanımı bastırabildim ama merakım için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Çünkü No Way Home bizi öyle bir kırılmada bıraktı ki, bu filmin hangi yolu seçeceğini kestirmek hiç de kolay değildi...

🕸️
Yazı, Spider-Man: Brand New Day'e dair spoiler içermeyecek.

Uzun zamandır ilk kez bir Spider-Man filminden "çok özlemişim" hissiyle ayrıldım. ("Zaten kaç tane gördün?" demeyin, hevesle yazdım işte...) Ve şunu söylemek kesinlikle çok mümkün. Brand New Day Tom Holland'ın başrolünde yer aldığı en aklı başında Örümcek Adam filmi olmuş.

Belki de bunun en büyük nedeni filmin sonunda Peter Parker'ı gerçekten anlatmaya karar vermesi. Bu kez izlediğimiz kişi dünyayı kurtarmaya çalışan bir kahramandan önce, paramparça olmuş hayatını yeniden kurmaya çalışan genç bir adam. Her şeyini kaybetmiş, sıfırdan başlamaya çalışan, zaman zaman yorulan ama umudunu tamamen yitirmeyen bir Peter var karşımızda. Marvel son yıllarda daha büyük olayların peşinden koşmayı tercih etti. Brand New Day ise rotayı şimdilik başka bir yere çevirerek bunun tam tersini yapıyor ve büyük fırtına öncesi kafamızı biraz dinlendiriyor açıkçası. Filmin en doğru kararı da tam olarak bu olmuş. Kamerasını karakterinin yüzüne çeviriyor ve "önce onu bir tanıyalım" diyor. Adamın dördüncü filminde zahmet oldu size de ama, neyse teşekkür ederiz.

Maskenin altındaki genç adam

Tom Holland'ın bu filmdeki performansı hakkında uzun uzun konuşmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bana göre yalnızca iyi bir Spider-Man değil, gerçekten çok iyi bir oyuncu olduğunu da kanıtlıyor artık. Son birkaç yıldır performanslarında fark edilmemesi imkansız olan bir gelişme var. The Odyssey de dahil olmak üzere özellikle son yıllarda izlediğimiz projelerinde bambaşka bir özgüven hissediliyor. Brand New Day ise bunun zirvesi olmuş. Aksiyon sahneleri gayet güzel ama beni asıl etkileyen şey gerçek Peter'ı gördüğümüz anlar oldu. Sessizlikleri, yorgunluğu, eser miktardaki küçük tebessümleri ve bazen tek bir bakışıyla taşıdığı duygular... Film başlı başına Holland'ı bugüne kadar hiç olmadığı kadar görünür kılıyor.

Önceki filmlerde Peter çoğu zaman yaşanan dev olayların arasında kayboluyordu. Avengers, çoklu evrenler, farklı evrenlerden gelen karakterler derken bazen filmin merkezindeki insanın kim olduğunu unutuyorduk. Brand New Day de zaman zaman ayarını tutturamasa da filmin merkezinde Peter'ı bir şekilde tutabiliyor.

Çizgi roman sayfalarını karıştırmak gibi

Filmi izlerken gözümün önüne sık sık Peter 3 geldi. Andrew Garfield'ı çok sevmemle hiçbir alakası yok ve bunu bir eleştiri olarak değil, aksine filmin en sevdiğim taraflarından olduğu için belirtiyorum. Spider-Man'in gerçekten bir "böcek" gibi hareket etmesi, arabaların üzerine yapışması, kostümünün üzerine günlük kıyafetler geçirmesi, kostümün içindeyken sadece konuşarak değil, jestleriyle ve beden diliyle de karakteri yaşatması... Bunların her biri o kadar güzel detaylar ki, Garfield'ın karakterine benzetmek dışında ciddi anlamda çizgi roman sayfalarından fırlamış gibi görünmesinin en büyük etkileri olarak sunabiliriz. Küçük gibi görünen ama karakteri karakter yapan ayrıntılar işte.

Bir başka hoşuma giden nokta ise mizah anlayışı. Spider-Man elbette komik bir karakter ama her cümlesini espriyle bitiren biri değil. Yani artık öyle değil... Film bunu çok iyi anlamış. Espriler yalnızca gerektiği yerde geliyor ve geldiğinde gerçekten çalışıyor. Duygusal sahnelerin ağırlığını bozmuyor, aksine karakterin doğallığını destekliyor. Uzun zamandır Spider-Man'in mizahı bana ilk kez bu kadar doğal hissettirdi. Punisher bir tık (ama sadece bir tık) yumuşatılmış. Bu durumdan şikayetçi olacaklar elbette olacaktır, baştan uyarımı yapayım. Ben onu da çok tatlı buldum. 🫠

Evreni zenginleştirmek

Brand New Day'in karakter tercihleri de bence filmin birleştirici gücünü öne çıkartıyor. Ayrıca Punisher, Hulk ve Scorpion gibi isimlerin hikâyeye dahil edilmesi yalnızca hayranları heyecanlandırmak için yapılmış tercihler değiller. Tam tersine, Peter Parker'ın yaşadığı dünyanın ne kadar büyük, hareketli ve birbiriyle bağlantılı isimlerden oluştuğunu hissettiriyor. Hatta sırf karakter çeşitliliğine bakınca bile filmin çizgi romanlara ne kadar bağlı kalmaya çalıştığını görmek mümkün. Benim en sevdiğim Spider-Man hikâyeleri de tam olarak böyle hissettiriyor işte; New York yaşayan bir şehir ve Peter o şehrin yalnızca bir parçası.

Çok hoşuma giden yanlardan bir diğeri de önceki filmleri hikâyeye yedirme biçimi. Normalde devam filmlerindeki uzun ve hikaye içerisinde fazlasıyla çiğ duran özet sahneleri hiç sevmem. Çoğu zaman anlatıyı durdurur ve seyirciye bildiği şeyleri yeniden anlatır. Buradaysa önceki filmlerde yaşananlar öylesine doğal bir şekilde yerleştirilmiş ki bir an bile yapay hissettirmiyor. Hatta bu sayede seriyi hiç izlememiş biri bile Brand New Day'i rahatlıkla takip eder. Bu dengeyi kurabilmek sandığımızdan çok daha zor bir iş.

Herkes aynı etkiyi bırakmıyor

Sadie Sink'in canlandırdığı karakter hakkında, film vizyona girmeden önce detay vermek istemiyorum. Tom Holland bile spoiler vermedi ve bu görev benim olsun hiç istemem. Zaten Brand New Day'in şimdiye kadarki en çok konuşulan taraflarından biri de bu. Fakat karakterin kim olduğundan bağımsız olarak söyleyebileceğim bir şey var: Ne yazık ki performansı tam anlamıyla geçmiyor. Hatta iki buçuk saat boyunca yaşanan onca olayın içinde hikâyeye ait hissettirmeyen tek kişi oydu. Karaktere tam olarak girememiş miydi, yoksa rol zaten ona uygun değil miydi, buna karar verebilmiş değilim. Emin olduğum tek şey var, izlerken bir türlü onunla aynı duyguda buluşamadım.

Üstelik filmde tahmin ettiğimden çok daha fazla ekran süresi var. Bu da ister istemez ritmi etkiliyor. Brand New Day zaten oldukça yoğun bir film. Böylesine dolu bir hikâyede zamanın bu kadar kıymetli olduğu anlarda, filmden en çok koptuğum sahnelerin onun etrafında şekillenmesi biraz üzdü. Elbette benden tamamen farklı düşünenler olacaktır ve umarım da olur. Benim için ise filmin neredeyse tek ciddi tökezlediği nokta burası.

Yeni bir sayfadan daha fazlası

Brand New Day her şeyiyle mükemmel değil. Yer yer fazla karmaşıklaştığı anlar var ve herkesi aynı ölçüde ikna etmeyecek tercihleri de bulunuyor. Buna rağmen filmin dağılmasını engelleyen çok güçlü bir hırsı ve omurgası var: Tom Holland. Hikâye ne zaman Peter Parker'a dönse yeniden nefes alıyor. Hem Peter'ın hem de Tom'un ne kadar çabaladığını görebiliyor ve her ikisini de takdir etmek istiyorsunuz.

Salondan ayrılırken aklımda kalan şey büyük aksiyon sahneleri ya da sürpriz karakterler değil; yeniden ayağa kalkmaya çalışan Peter Parker oldu. Sanırım Spider-Man'i yıllardır bu kadar sevmemizin nedeni de bu. Onun çalışkanlığı, pes etmeyişi ve her zaman umut taşıyan kalbi bize ışık oldu. Brand New Day'i tam da bu yüzden "yalnızca başarılı bir Marvel filmi" olarak nitelendirmek yanlış olur. Çünkü kendisi Tom Holland'ın bugüne kadarki en iyi Spider-Man filmi.

Ben yıllardır Spider-Man'i hep kostümü için sevdiğimi sanıyordum. Meğer beni hâlâ sinemada heyecanlandıran şey maskenin altındaki Peter Parker'mış.

Paylaş