Filmler bazen kendi hikâyelerini anlatmakla kalmaz, bazen çekildikleri dönemin kültürel havasını ve toplumda biriken görünmez elektriği bir paratoner gibi üzerlerine çekerler. Şu sıralar ortalığı kasıp kavuran, yönetmen Curry Barker’ın Obsession'ı tam olarak bu tanıma uyan, 2020’ler kültürünün ve modern ilişkilerin getirdiği karmaşık duygusal yükleri sırtlayan bir yapım olarak karşımızda.

🔪
Yazı, Obsession'a dair spoiler içermeyecek.

Youtube kökenli eski bir içerik üreticisinin elinden çıkan bu uzun metrajlı iş, günümüz gençliğinin ilişkilerine dair yaşadığı gizli hoşnutsuzlukları ve hayal kırıklıklarını odağına alıyor. Yapım, modern bir ahlak öyküsü formunda aslında ama izleyiciyi hem tanıdık hem de son derece tekinsiz bir dünyaya davet etme konusunda da hiç geri durmuyor.

Hikâyenin temel yapısı, dışarıdan bakıldığında son derece sıradan ve masum görünen bir duygu durumu üzerine inşa ediliyor. Hepimizin yakından tanıdığı, duygularını dile getirmekte zorlanan o "iyi çocuk" tiplemesi, bastırılmış arzular ve reddedilme korkusuyla birleştiğinde ortaya çıkan o tuhaflık, filmin ateşleyici gücünü oluşturuyor. Karakterlerin kendi iç dünyalarında yaşadığı çekingenlik, modern şehir hayatının ve arkadaşlık ilişkilerinin stabil olmayan dengesiyle birleştiğinde hikâyeye güçlü bir gerçekçilik ekleniyor. Aslında şimdiye kadar aynı kategoride yer alan bir sürü işle rastlaştık. Yönetmen de bu tanıdık başlangıcı kullanarak izleyicinin savunma mekanizmalarını belirli bir noktaya kadar indiriyor ve asıl anlatmak istediği karanlık yüzey altı akıntılarına zemin hazırlıyor.

Arzular bazen zehirli olabilir

Filmi geleneksel gerilimlerden ayıran ve onu bu kadar rahatsız edici kılan unsur, dileklerin ve bastırılmış arzuların gerçeklikle çarpıştığı o andan sonra başlıyor. Obsession, karakterlerine karşı son derece mesafeli, hatta yer yer cezalandırıcı bir tavır takınan bir film ve onları kendi yarattıkları zihinsel tuzakların içine bırakmaktan da çekinmiyor. Kimseyi övdüğü, yere göğe sığdıramadığı yok. İnsanın en bencilce arzularının somut birer gerçeğe dönüştüğünde nasıl birer canavara evrilebileceğini bu kadar net görmek de açık konuşmak gerekirse soğuk duş etkisi yaratıyor.

Karakter dinamikleri incelendiğinde, saplantı kavramının sadece bir kişiye ait olmadığını, aslında karşı tarafın da normal standartlar arasında yer almadığını fark ediyoruz. Bir taraf tamamiyle kapılmaya müsaitken, diğer taraf da belirli sınırlar dahilinde bile olsa karşı taraf üzerinde güçlü bir hakimiyet kurmak istiyor. Karşısındaki insanı kendi zihnindeki ideal kalıba sokmaya çalışan modern bireyin trajedisi, filmde fiziksel ve psikolojik bir çözülme olarak vücut bulmuş. Sevginin sadece bencilce bir tüketime dönüştüğü bu anlar, izleyicinin kendi ilişkilerini ve toplumsal normları sorgulamasına neden olacak kadar güçlü bir derinliğe sahip. Yönetmen, baskı altındaki insan doğasının ne kadar hızlı deforme olabileceğini büyük bir soğukkanlılıkla gözlemlemiş. Ama Barker'ın burada kullandığı en büyük güç; ne senaryo ne de kamera hareketleri... Inde Navarrette'nin ta kendisi.

Karakter derinliği ve performansların gücü

Yapımın verdiği haz veya senaryo başarısı bambaşka bir başlık altında incelenip tartışılabilecekken, herkesin hemfikir olduğu tek bir durum söz konusu: Navarrette'nin oyunculuğu filmin en sağlam taşı. Karakterin yaşadığı derin psikolojik dönüşümü ve içsel parçalanmayı büyük bir netlikle aktaran bu performans, izleyiciyi Nikki'nin çaresizliğine ortak ediyor. Sinema tarihindeki kült "scream girl" performanslarına modern bir selam duruşu niteliğindeki bu oyunculuk, karakteri sadece bir korku unsuru olmaktan çıkarıp etten kemikten bir insana dönüştürüyor. Bu güçlü duruş, senaryonun yer yer tek taraflı veya fazla tanıdık gelen yönlerini başarıyla dengeliyor.

Bir diğer ana karakterimiz Bear'ın gözünden anlatılan bu süreç, aslında modern erkeğin dünyayı ve ilişkileri algılama biçimine dair ciddi bir eleştiri de barındırıyor. Karşı cinsle kurulan ilişkiyi bir bağ kurmaktan ziyade, kazanılması gereken bir ödül ya da tatmin edilmesi gereken bir ego nesnesi olarak gören zihniyet, filmin asıl eleştiri oklarını yöneltilmesi gereken yer bana kalırsa. Süreç boyunca sergilediği korkakça ve sorumluluktan kaçan kararları, seyircinin onunla empati kurmasını zorlaştırırken, adalet duygusunun sinemadaki karşılığını aramaya da bir hayli zorluyor.

Toplumsal dinamikler ve perspektif sınırları

Filmin tematik olarak en çok tartışmaya açık ve belki de sınırlı kaldığı nokta, bu derin krizin ortasındaki kadın karakterin gerçek ve içsel dünyasını tam olarak yansıtamaması oluyor. Hikaye, olayları büyük oranda erkek bakış açısının sınırlı pencerelerinden aktardığı için yaşanan psikolojik şiddetin kadın üzerindeki gerçek yıkımı arka planda kalma riskiyle cebelleşiyor. Gerçek bir kadın perspektifinin eksikliği, filmin toplumsal cinsiyet ilişkilerine dair yapabileceği daha büyük ve kalıcı saptamaların önünü bayağı bir kesiyor. Ama yine de eksikliğine rağmen türün sınırlarını zorlamayı başarıyor Obsession.

Tüm bu karanlık vizyonun içerisinde, eser miktarda bulunan kara mizah ve esprili replikler anlatıyı dengede tutan önemli bir unsur. Hikâye ne kadar acımasız bir noktaya evrilirse evrilsin, Barker’ın skeç komedisi geçmişinden gelen keskin zekası diyaloglarda kendini belli ediyor. Dehşet ile mizahın bu derece iç içe geçmesi, modern sinemanın hibrit tür arayışlarına nitelikli bir örnek oluşturuyor ama tabii Obsession'ın genel "öd kopartıcı" havasından da hiçbir ödün verdirtmiyor bu durum.

Genç bir yeteneğin çıkışı

Curry Barker, dijital platformlardaki mütevazı başlangıcından bu yana sinema dilini hızla geliştiren ve endüstrinin dikkatini çeken bir yönetmen profili çiziyor. Obsession da onun büyük bütçeli stüdyo projelerine ve sinemanın köklü klasiklerini yeniden yorumlama işlerine geçmeden önceki saf, bağımsız ve cesur enerjisini yansıtıyor.

Halbuki ne kadar da tatlı bir kızcağız...

Düşük bütçeli kategorisinin hakkını veren bu filmin bıraktığı kalıcı etki, yönetmenin gelecekte ana akım sinemada yapacağı işlerin de ne kadar sıra dışı olabileceğinin sinyallerini veriyor dostlar. Obsession sadece bir tür filmi olmakla kalmıyor, 2020'li yılların kültürel kodlarını içerisinde barındıran güçlü bir dönemeç noktası olarak sinema tarihindeki yerini alıyor.

Paylaş