Her Daredevil öyküsünün bize fısıldadığı o acı ders, Requiem bölümü ile bir kez daha ete kemiğe bürünüyor: Hiç kimse ama hiç kimse Matt Murdock ile iletişim kurmamalı.

👨‍🦯
Yazı, Daredevil: Born Again'e dair spoiler içeriyor.

Evet, Matt her zamanki gibi çekici, tutkulu ve doğru olanı yapmaya kararlı bir portre çiziyor. Ancak bu durum onun en uygunsuz zamanda da en berbat kararı verme yeteneğini gölgelemeye yetmiyor. Bu bölümde Matt'in attığı her adımda izleyici olarak vicdan azabıyla kıvranışını izliyoruz, fakat o bu hataları sonuna kadar, adeta bir ibadet gibi yapmaktan geri durmuyor. Bölümün ismi her ne kadar Vanessa Fisk için tutulan bir yası simgelese de, aslında izlediğimiz şey insanların kendi elleriyle hazırladıkları o yıkıcı kararların bir geçit töreni.

Vanessa’nın doktorundan gelen o soğuk ölüm haberiyle başlayan Requiem, önceki bölümün bıraktığı o ağır enkazın hemen ardından başlıyor. Wilson Fisk kederin pençesinde boğulurken, çevresindeki herkes bu boşluğu bir fırsata çevirme derdinde. Belediye Başkanı ile olan bağlarının koptuğunu sezen Bay Charles’ın yeni ve tehlikeli ittifak arayışları, şehrin siyasi dengelerinin ne kadar çatırdamaya müsait olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Vali’nin Fisk'in yerine Sheila Rivera’yı getirmesiyle birlikte, Hell’s Kitchen sokakları sadece fiziksel bir savaşa değil, aynı zamanda ideolojik bir kaosa da ev sahipliği yapmaya başlıyor.

Kederin gölgesinde yükselen tansiyon

Buck karakterinin hikayeye daha agresif bir şekilde dahil olması, bölüme ihtiyacı olan o tehditkar havayı katıyor. Cashman’ın Daniel’ı "Korkusuz Şehir" raporları üzerinden köşeye sıkıştırması ve Heather ile olan o boğucu etkileşimi, dizinin psikolojik gerilim dozunu artırıyor. Özellikle Heather üzerinden tetiklenen Muse vizyonları, yönetmenin görsel tercihleriyle birleşince bölümün en akılda kalıcı anlarından birine dönüşüyor. Sokaklarda ise Soledad Ayala ve Angela del Toro önderliğindeki isyan dalgası büyürken, Powell’ın AVTF içindeki muhalif sesleri temizleme hamlesi, yaklaşan büyük fırtınanın sadece küçük bir provası niteliğinde.

Dizinin bu sezon genelinde yaşadığı dalgalanmalar, Requiem özelinde de kendini hissettiriyor. Cashman’ın o kendine has cazibesi onu daha önceki kötülerden, özellikle de Wesley’den başarıyla ayırsa da senaryonun bazen fazla "açıklayıcı" olma çabası tempoyu düşürüyor diye düşünüyorum. Karakterlerin motivasyonlarını uzun uzadıya anlatmak yerine eylemleriyle göstermelerini tercih eden bir izleyici gözüyle bakınca, bazı sahnelerin gereğinden fazla didaktik kaldığını söylemek mümkün. Özellikle Bay Charles karakterinin şu anki konumu, Marvel’ın o meşhur "gelecek bölümlere yatırım yaparken bugünü boş bırakma" hatasına kurban gitmiş gibi duruyor. Matthew Lillard gibi bir yeteneğin daha dinamik bir aksiyonun içinde olmasını beklerken, henüz sadece vaatlerle yetinmek zorunda kalıyoruz.

Ateşkes mi, intihar mı?

Tüm bu aksaklıklara rağmen, Requiem heyecan verici anlar yaratma konusunda cimri davranmıyor. Marvel’ın aylardır sinyallerini verdiği Jessica Jones’un MCU’ya her zamanki gibi sert ve tavizsiz girişi, bölümün kuşkusuz en parlak noktası. Yaşsız kadın Krysten Ritter, Jessica’nın kendine has alaycılığı ile içindeki kırılganlığı harmanladığı performansından hiçbir şey kaybetmediğini kanıtlıyor. Onu tekrar o tanıdık siyah ceketiyle AVTF polislerini döverken görünce ne kadar özlediğimizi hatırlıyoruz. Ancak Matt ile çatıdaki o karşılaşmalarının biraz fazla klişe bir koreografiye sahip olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Bölümün asıl zirve noktası, uzun zamandır beklediğimiz Daredevil ve Fisk yüzleşmesiyle geliyor. Dizinin başından beri vurguladığı Belediye Başkanı maskesinin düşüşü, Fisk’in içindeki Kingpin canavarını tamamen serbest bırakmış durumda. Vincent D'Onofrio’nun fiziksel heybeti ve kontrolsüz öfkesi, bu kez önceki yapımlarda görmediğimiz kadar çiğ ve korkutucu bir şekilde karşımıza çıkıyor. Fisk’in Daredevil’ı sadece yenmek değil, onu yok etmek istediğini her yumruğunda, her bakışında hissediyoruz.

Güç boşluğu ve yeniler..

Matt Murdock’ın bu devasa tehdit karşısında takındığı tavır ise onun karakterinin en karanlık ve en ilginç labirentlerine sokuyor bizi. Daredevil, Fisk'in ofisine bir intikam planıyla değil, bir barış teklifiyle giriyor. Matt’in bu dürüstlük çabası, düşmanına "ne kadar çok kaybettiğini" gösterme arzusu, aslında kendi içindeki o bitmek bilmeyen kurtarma arzusunun bir yansıması. Matt elbette haklı; bu sonu gelmez savaş çevresindeki herkese, en başta da sevdiklerine çok büyük zararlar verdi. Ancak zamanlama konusunda Matt Murdock kadar bahtsız ve bir o kadar da inatçı bir kahraman daha yoktur herhalde. Fisk bu kadar can yakmışken ve daha fazlasını yapmaya hazırken bu barış hamlesi, sadece saflık değil, aynı zamanda büyük bir stratejik hata.

Matt'in Fisk'i kurtarma fantezisi, sezon boyunca Karen’ın bize anlatmaya çalıştığı her şeyi haklı çıkarıyor. Karen Page’in sadece şikayet eden bir yan karakter konumuna itilmesi kurgusal anlamda can sıkıcı olsa da, çünkü önceki dizide de biraz fazla mızmız bir karakterdi, yine de kendisinin motivasyonu Requiem ile tam olarak yerine oturuyor. Karşımızda bir Bullseye gerçeği varken, Matt’in onu adalete teslim etmek yerine gizli sığınakta koruması ve bir de üzerine Karen’ı azarlaması, karakterimizin vicdanının da giderek köreldiğine dair bir kanıt. Karen, Matt’e kızmakta sonuna kadar haklı çünkü Matt, Belediye Başkanı’nın ofisinde "iyilik" peşinde koşarken, sokaktaki gerçek kurbanları ve bizzat Karen’ı Powell’ın insafına terk etmiş oluyor.

Korkusuz şehrin bitmeyen yas döngüsü

Bölümün bize bıraktığı en net duygu, Hell’s Kitchen’da hiçbir zaferin kalıcı, hiçbir ateşkesin ise gerçek olmadığı. Requiem, sadece ölenlerin arkasından tutulan bir yas değil, aynı zamanda Matt Murdock’un o sarsılmaz sandığı prensiplerinin cenaze töreni gibi hissettiriyor. Yazının başında da bahsettiğim gibi; Matt ne kadar doğru olanı yapmaya çalışırsa çalışsın, o pederin günah çıkarma kabinindeki sessizlikten daha derin bir karanlığa hapsolmuş durumda. Ve biz izleyiciler de mecburen onun bu karanlıktaki yanlış adımını, yanlış tercihlerini büyülenmiş bir şekilde izlemeye devam ediyoruz.

Paylaş