Bir süredir merakla beklediğim Verity nihayet izleyiciyle buluştu. Yazarın 2022'de yayımladığı aynı adlı romana dayanan filmde Dakota Johnson, yerel bir yazar olan Lowen Ashleigh’i canlandırıyor. Lowen, geçirdiği bir kaza sonrası konuşamayan ve hareket edemeyen çok satan yazar Verity Crawford’ın (Anne Hathaway) tamamlayamadığı kitapları bitirmek üzere, Verity'nin eşi Jeremy tarafından işe alınıyor. Bunun için Verity’nin ailesinin yaşadığı büyük ve izole eve taşınan Lowen, kısa süre içinde yalnızca bir kitabın eksik sayfalarıyla değil, bu ailenin sakladığı korkunç sırlarla da karşılaşıyor. Verity’nin bilgisayarında bulduğu gizli bir el yazısı ise her şeyi değiştiriyor.

Bu noktadan sonra Verity'nin asıl meselesinin bir cinayeti çözmek olmadığını anlıyoruz. Film daha çok, birlikte yaşadığınız insan hakkında ne kadar az şey bilebileceğinizle ilgileniyor. Bir eşin diğerinden sakladıkları, yıllarca aynı evde yaşamanın yarattığı alışkanlıklar ve sevdiğiniz bir insanın size anlattığı hikâyeye inanmak zorunda oluşunuz, filmin gerilimini oluşturuyor ve size bazen en tehlikeli insanın hiç tanımadığınız biri değil de her sabah yanında uyandığınız kişi olabileceğini fısıldıyor.
Evlilik bir güven meselesi

Lowen eve girdikçe Verity ve eşi Jeremy’nin ilişkisine daha yakından bakmaya başlıyor. Dışarıdan bakıldığında Jeremy, karısının yaşadığı felaketin ardından ailesini bir arada tutmaya çalışan şefkatli bir eş ve baba gibi görünüyor. Verity ise artık kendisini savunabilecek durumda değil. Bu tablo, Lowen’ın gördüklerini sorgulamayı kolaylaştırıyor. Fakat film hiçbir noktada bu kadar rahat etmemize izin vermiyor.
Çünkü Verity'nin en iyi yaptığı şeylerden biri, seyircinin taraf seçmesini sürekli ertelemek. Jeremy’nin davranışları bazen güven veriyor, bazen şüphe uyandırıyor. Verity’nin geçmişi ise onu anlamamızı sağlarken aynı zamanda ondan uzaklaştırıyor. Lowen bile başlangıçta sandığımız kadar basit bir karakter değil. Böylece filmdeki üç ana karakterin de kendisini haklı çıkarabilecek bir hikâyesi oluyor. Hangisine inanacağınız ise tamamen olayı kimin anlattığına bağlı.
Üç kişilik bir şüphe

Bu yıl çalışkanlığıyla göz dolduran ve beşinci filminin galasını gerçekleştiren Oscar ödüllü Anne Hathaway, Verity’yi oynarken filmin en büyük avantajlarından birine dönüşüyor. Fiziksel olarak neredeyse hiçbir şey yapamayan bir karakteri yalnızca bakışları ve yüz ifadeleriyle canlı tutmak hiç kolay değil. Hathaway ise Verity’nin sessizliğini filmin en güçlü silahlarından birine dönüştürmüş. Onu izlerken ne düşündüğünü anlamaya çalışıyorsunuz; fakat bunu başardığınızı düşündüğünüz anda başka bir ihtimal ortaya çıkıyor.
Üstelik Hathaway’in yıllardır taşıdığı “fazla iyi, fazla başarılı, fazla kusursuz” yıldız imajı da onu bu karakter için biçilmiş kaftan yapıyor. Verity’nin gerçekten göründüğü kadar iyi olup olmadığını sorgularken oyuncunun kendi ekran görünümü de oyunun içine dahil oluyor. Film bunu çok açık biçimde kullanmıyor belki ama kesinlikle hissediyorsunuz. Verity hakkında karar vermek, yalnızca karakterin yaptıklarına değil, onu oynayan kişiye ne kadar güvendiğinize de bağlı oluyor.
Lowen ne kadar güvenilir?

Dakota Johnson’ın performansı ise bu oyunun diğer tarafını taşıyan kısım. Lowen ilk bakışta hikâyenin en güvenilir kişisi gibi görünüyor çünkü biz izleyiciyi temsil ediyor. Eve dışarıdan geliyor, yaşananları bilmiyor ve gördükleri karşısında şaşırıyor. Seyircinin doğal olarak onunla birlikte hareket etmesi bekleniyor. Ancak Johnson, karakterin kırılganlığının altında daha karmaşık bir taraf olduğunu da hissettiriyor.
Lowen korkuyor, merak ediyor, şüpheleniyor ama aynı zamanda bu evin ve içindeki hayatın cazibesinden etkileniyor. Jeremy’ye duyduğu ilgi de bu tabloyu daha karmaşık hâle getiriyor. Böylece Lowen yalnızca olayları gözlemleyen biri olmaktan çıkıyor; kendisi de bu ilişkinin bir parçası hâline geliyor. Filmin en rahatsız edici taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Gerçeği öğrenmek için eve giren kişi, farkında olmadan hikâyenin kendisine dönüşüyor.
Jeremy’nin sessizliği

Josh Hartnett ise bu belirsizliğin sakin tarafını oynamış. Jeremy’nin sakinliği ve nazik tavırları onu ilk bakışta güvenilir biri yapıyor. Ancak karakterin geçmişinde ve evliliğinde bulunan bazı ayrıntılar, bu güveni sürekli olarak bozuyor. Hartnett bu belirsizliği özellikle abartmadan oynuyor. Jeremy’yi kötü göstermek için fazladan bir şey yapmasına gerek yok karakterin normal görünmesi bile yeterince şüpheli.
Filmin benim gözümdeki bir diğer başarısı Jeremy’yi düz bir “kötü koca” karakterine dönüştürmemesi. Onu anlamaya çalıştığınızda hak verebileceğiniz noktaları var. Şüphelenmeye başladığınızda ise bunu destekleyen başka ayrıntılar çıkıyor. Tıpkı Verity ve Lowen gibi Jeremy de kendisini anlatma fırsatı bulduğunda ikna edici olabiliyor. Üçünün de aynı anda haklı olabilmesi mümkün değil. Ama üçüne de aynı anda inanmak mümkün olabiliyor.
Gerçek kimin tarafında?

Verity için klasik bir korku filminden çok psikolojik bir şüphe oyunu demek daha doğru gibi geliyor. Film sizi sürekli korkutmak yerine, gördüğünüz şeyin doğru olup olmadığından emin olmamaya zorluyor. Ormanın içindeki büyük ev, kapalı kapılar ve aile sırları türün tanıdık unsurları olsa da asıl gerilim karakterlerin birbirine ne kadar güvenebileceği üzerinden kuruluyor.
Verity kusursuz bir psikolojik gerilim değil. Eleştirmen puanları da yerlerde geziyor. Gerçi eleştirmenler neyi beğeniyor ki zaten? 🤪

Şaka bir yana, bazı olayların daha doğal gelişmesini, bazı karakterlerin daha derin işlenmesini istemek en doğal hakkımız. Ancak üç başrolün de kendi karakterlerini savunmak konusunda bu kadar başarılı olması, filmin zayıf taraflarını gerçekten önemli ölçüde törpülüyor.
Filmin sonunda asıl mesele de kimin haklı olduğundan biraz daha farklı bir yere ulaşıyor. Bir insanla hayatınızı paylaşmak, onun hakkında her şeyi bildiğiniz anlamına gelmiyor. Hatta bazen tam tersi geçerli. En yakınınızdaki insanın anlattığı hikâyeye inanmak, başka seçeneğiniz olmadığı için yaptığınız bir şey olabilir. Verity'nin bütün gerilimi de burada işte: Bir yabancıdan şüphelenmek kolaydır, asıl zor olan diğer yarına güvenip güvenemeyeceğini bilmek.

Yorumlar