Prime Video, Mercedes Ron’un Culpable üçlemesinin (My Fault, Your Fault, Our Fault) yakaladığı büyük başarının ardından yazarın başka bir romanını ekrana taşımaya karar vermiş. Drawn Together, bu kez bir balerin ile onun koruması arasındaki ilişkiyi merkezine alıyor. Üstelik önceki uyarlamalardan daha karanlık, daha yetişkin ve daha seksi olması bekleniyor. Film de bunu yapmak için elindeki bütün malzemeleri masaya koyuyor: milyarder bir baba, organize suç, kaçırılma, travma, aşırı korumacı bir güvenlik görevlisi ve elbette yasak bir aşk. Zor olan başarılmış ve sahip olunan tüm bu detaylara rağmen gerçekten hiçbir şey anlatılamamış...

Bir hikâyenin iddialı unsurlara sahip olması, onların ne yazık ki gerçekten işe yaradığı anlamına gelmiyor. Drawn Together daha ilk dakikalarından itibaren büyük bir şey anlatacakmış gibi davranıyor ama hikâyesinin altını doldurmak konusunda çok büyük sıkıntıları var. Film boyunca sürekli bir sonraki aşamayı, daha büyük bir sırrı veya daha yoğun bir romantik gerilimi bekliyoruz. O aşama geldiğinde ise çoğu zaman elimizde beklediğimizden daha azı kalıyor.
Hikâyeden çok, boşluk var

Ester Expósito, New York’ta yaşayan 20 yaşındaki bale öğrencisi Marfil’i canlandırıyor. Marfil bir gece Central Park’ta kaçırılıyor ve iki gün sonra hastanede uyandığında yaşadıklarını hatırlamıyor. Çok geçmeden milyarder babası Alejandro’nun aslında organize suç dünyasının içinde olduğu ve kızının güvenliği için Sebastián’ı tuttuğu ortaya çıkıyor.
Burada filmin temel problemi başlıyor. Marfil’in geçmişi, babasıyla ilişkisi, kaçırılmasının ardındaki nedenler ve yaşadığı psikolojik sorunlar hikâyenin en güçlü tarafları olabilecekken bunların neredeyse tamamı yüzeyde kalıyor. Üstelik Alejandro’nun kızının güvenliği için Sebastián gibi birini seçmesi de filmin kendi kurduğu dünya içinde bile hiç ikna edici değil. Kimse kızını koruması için böyle bir elemanı işe almaz... Marfil’in kontrolcü babasından kurtulmak istemesi anlaşılırken, kendisini bu kez hayatının her alanını kontrol eden başka bir adamın yanında bulması da ilginç bir çelişki. Ama yine film bu çelişkinin üzerine bile yeterince gitmiyor.
Kimya nerede?

Asıl mesele ise Marfil ve Sebastián arasındaki ilişki. Çünkü Drawn Together’ın bütün yükünü taşıması gereken şey bu. Film, ikilinin birbirlerine karşı duyduğu çekimi anlatmak için fazlasıyla zaman harcıyor ama bunu hissettirme gibi bir niyeti hiç yok. Expósito ve Garcia birbirlerine bakıyor, yakınlaşıyor ve senaryonun gerektirdiği şekilde davranıyorlar; fakat aralarında seyirciyi o ilişkinin içine çekecek hiçbir kıvılcım oluşmuyor. Ester Hanım Elite'de Samuel ile bile arasında bir kimya yakalamıştı. Öyle bir imkansızlık içerisinde dahi bu yapılırken burada ters giden şey neydi inanın bilemiyorum...

Eksiklikler de filmin daha yüksek ve yetişkin bir hikâye olma iddiasını da doğrudan etkiliyor. Çekicilik yalnızca karakterlerin fiziksel olarak birbirine yaklaşmasıyla oluşan bir şey değil. Öncelikle iki insanın birbirinden neden etkilendiğini, bu çekimin neden tehlikeli veya karşı konulamaz olduğunu anlamamız gerekiyor diye düşünüyorum. Drawn Together ise bunun yerine bize sonucu gösteriyor. Karakterler birbirlerinden hoşlanıyor çünkü senaryo öyle söylüyor, seyircinin de buna inanması bekleniyor.
İnanalım da, neye işte?
Krem rengi bir dünya

Filmin görsel dünyası ise hikâyeden çok daha özgüvenli. Ultra zenginlerin hayatına dair tanıdık bütün detaylar var: kusursuz evler, pahalı kıyafetler, geniş odalar, lüks arabalar ve neredeyse her köşesi bir dekor kataloğundan çıkmış gibi görünen mekânlar. İzlediğimiz şey bu dünyanın cazibesini göstermeye çalışırken hikâyesini ikinci plana atıyor.
Sonucunda da ortaya garip bir tezat çıkıyor. Karakterlerin hayatları büyük tehlikelerle çevrili ama film hiçbir zaman gerçekten tehlikede hissettirmiyor. Marfil’in yaşadığı travmanın ağırlığıyla etrafındaki lüks hayatın temiz görüntüsü arasında sağlam bir karşıtlık kurulabilirdi. Bunun yerine ikisi yan yana duruyor. Bize sürekli daha fazlası vadediliyor ama karakterler en başında neredeyse duygusal olarak da aynı yerde kalıyor.
Sonraya saklananlar

Drawn Together’ın bir başka problemi de kendi hikâyesinin tamamını anlatmaya pek niyetli görünmemesi. Yazarın bu dünyayı sürdüren başka bir kitabı daha olduğu için film bazı çatışmaları sonuçlandırmak yerine sonraki bölüme bırakıyor. Bir serinin ilk filmi elbette devam hikâyesine kapı açabilir. Buradaki sorun, filmin kendi başına tatmin edici bir olay kurmak yerine bunu neredeyse zorunlu bir görev aracına dönüştürmesi.
Bu nedenle final geldiğinde hissedilen şey merakla birlikte belirgin bir eksiklik oluyor. Hikâyenin doğal bir noktasında durduğumuzu değil, filmin bize “devamı için bekleyin” dediğini hissediyoruz. Üstelik bütün film boyunca beklediğimiz bazı karşılıkların da ikinci filme bırakılması bu hissi daha belirgin hâle getiriyor. Drawn Together kendi başına bir film olmaktan çok, daha uzun bir hikâyenin ilk kısmı gibi davranıyor.
Tüm bunlara rağmen...

İşin tuhaf tarafı, bütün bunlara rağmen devam filmi gelse izlerim. Çünkü film, tam da bu tür hikâyelerle büyüyen seyircinin ne istediğini çok iyi biliyor. (Çok da bir şey istemiyor...) Yasak ilişki, zengin aile, tehlikeli sırlar, korumacı erkek karakter, geçmişindeki travmalarla mücadele eden genç kadın... Bunların hepsi fazlasıyla tanıdık. Hatta filmin bazı eksiklerini görmemize rağmen hikâyenin devamını merak etmemizi sağlayan şey de yine bu tanıdıklık. Biz Wattpad hikayeleriyle büyüdük...
Belki de Drawn Together’ın en büyük ironisi burada. Film bize sürekli daha karanlık, daha tutkulu ve daha büyük bir aşk hikâyesi vadediyor. Sonunda ise geriye, henüz tamamlanmamış bir hikâye ve aralarında beklenen kıvılcımı yaratamayan iki karakter kalıyor. Ama bir şekilde insanın içine o küçük merak tohumunu yerleştirmeyi başarıyor işte...

Yorumlar