"Güney Haçı", Benjamin Poindexter odaklı o dördüncü bölümün ardından sezonun en temiz ve en ayakları yere basan işi olarak karşımızda duruyor. Genelde süper kahraman dizilerinde final yaklaştıkça aksiyonun dozu artar ve hikaye bir noktada yumruk yumruğa dövüşe evrilir. Fakat bu bölüm izleyiciye unuttuğu bir şeyi hatırlatıyor: Matt Murdock sadece bir dövüşçü değil, aynı zamanda New York’un en parlak dehalarından biri.

⚖️
Yazı, Daredevil: Born Again'e dair spoiler içeriyor.

Daredevil kimliğinin gölgesinde kalan zekanın, Wilson Fisk gibi bir devi köşeye sıkıştırmasını izlemek sezonun en tatmin edici anlarından biriydi. Fiziksel darbelerin veremediği hasarı, doğru zamanda atılmış hukuki bir hamle verdi ve bu mahkeme sahnesinden aldığım keyfi inanın tarif edemem.

Bölümün merkezindeki o büyük hamle, Fisk’in aşağılık ve sistematik planlarını iskambil kağıdından yapılmış bir eve üflemek gibi, eforsuzca dağıttı. Kingpin şehri kendi kurallarıyla yönetebileceğine o kadar inanmıştı ki, karşı taraftan gelecek böylesine bir saldırıyı asla beklemiyordu. Matt’in zekasıyla Fisk’i alt ettiği bu süreç, karakterimizin özüne dönüşünü, yani gerçekten özlediğimiz o adamın hala oralarda olduğunu gösteriyor. Karanlık sokaklarda adalet arayan Matt, bu kez ışıkların altındaki o resmi kürsüde, kelimeleriyle bir diktatörü devirmeyi başarıyor. Ve bu sadece Matt için değil, New York halkı için de Fisk’in dokunulmaz olmadığını kanıtlayan fazlasıyla kıymetli bir zafer.

Duyguların dengesizliği ve karakter dinamikleri

Bölümün duygusal kısmında ise Karen’ın özgürlüğüne kavuşması ve Matt’in kimliğini duyurmasıyla gelen o büyük itiraf var. Karen’ın serbest kalması hikaye akışı için bir gereklilikti ancak Matt ile aralarındaki ilişkinin bu kadar hızlı bir şekilde oldubittiye getirilmesi bana hala tuhaf geliyor. Orijinal seriden bu yana aralarındaki o çekimi bilsek dahi senaryonun bu ikiliyi bir araya getirme hızı izleyicide ister istemez bir hazım sorunu yaratıyor. Tamam, Matt'in Haremi'ni konuştuk ettik ama bu adam gerçekten kadınlara nasıl hızla aşık olabiliyor? Duyguların derinleşmesine vakit kalmadan karakterlerin büyük kararların eşiğine atılması, o köklü geçmişin ağırlığını biraz hafifletiyor gibi sanki.

Diğer tarafta Matthew Lillard’ın hayat verdiği Charles karakteri, şu an için işlevsellikten uzak bir bölgede. Luke Cage’i rahat bıraktırıp Jessica ile bir araya geldiklerini görmek güzel bir nostalji olsa da Charles’ın şimdi de Benjamin’i ağına düşürmesi, önümüzdeki sezon için bir soru işareti bırakıyor. Bu gizemli karakterin motivasyonu henüz tam olarak temellendirilmiş değil, bir sonraki sezonun taşlarını döşemek için orada duran bir figür izlenimi veriyor. Benjamin ve Charles ikilisinin gelecekte ne tür bir yıkıma yol açacağını görmek için biraz daha sabretmemiz gerekecek. Ama ben yine de bu kadar gizemli bir karakter verilirken en azından altının biraz doldurulması gerektiğini savunacağım. Doldurulmalı ki sonrasında neler yapacağını gerçekten merak edelim.

Kimlikler, kayıplar ve dönüşümler

Daniel’ın ölümüyle birlikte BB’nin kendi kimliğini açıklama kararı bölümün en cesur anlarından biriydi. Şehri Kingpin’e karşı örgütleme yolunda atılan bu adım, karakterin kendi içindeki tereddütleri bir kenara bırakıp gerçek bir kahramana dönüşmesini sağladı. Daniel gibi bir figürün kaybı kuşkusuz ağır bir bedel; gerekli miydi, orası da tartışmaya açık ama BB’nin bu trajediyi bir motivasyon kaynağına dönüştürmesi doğru bir tercih. Şehir artık maskelerin arkasına saklanan kahramanlardan ziyade, açık kimliğiyle direnişi başlatan liderlere ihtiyaç duyuyor. Bkz: Daredevil.

Heather tarafında ise işler beklediğimiz o karanlık rotaya evriliyor. Psikolojik durumunun hala stabil olmaması ve çizgi romanlardaki o ürkütücü mirasa göz kırpması, aynı zamanda üçüncü sezonun setinden sızan fotoğraflar... Yeni Muse figürünün doğuşu daha ne kadar müjdelenebilirdi bilemiyorum. Heather’ın bu dönüşümü, dizinin estetik anlayışına yeni bir sanatsal dehşet katacak şüphesiz. Bir psikologun acıyı ve kaosu nasıl bir forma sokabileceğini görmek, önümüzdeki dönemde dizinin görsel dilini de zenginleştirecektir. Muse karakterinin hiç güven vermeyen o atmosferi, Heather’ın kırıklı yapıdaki zihniyle birleştiğinde ortaya seyir zevki yüksek ama bir o kadar da rahatsız edici sahneler çıkacağı kesin.

Mahkeme salonunda devrim

Gelelim bölümün, hatta belki de sezonun en unutulmaz anına. Frank Castle'ın yargılanması bir, Matt'in Daredevil olduğunu açıklaması iki numarada yerini alır gibi geliyor.

Sinema tarihindeki "kahraman kimliğini açıklar" klişelerini bir kenara bırakalım; buradaki duruş, karizma ve özgüven bambaşka bir seviyede. Matt’in sakin ve yıkılmaz tavrı, hem salonu hem de ekran başındaki bizleri büyülüyor. "Daredevil kör mü yani?" diye alaycı tavır takınanların yaşadığı şok ve pişmanlık, Matt’in hem engeliyle hem de yeteneğiyle ne kadar devasa bir figür olduğunu bu sefer gerçek anlamda kanıtlıyor.

Fisk, bu hamle karşısında ilk kez gerçekten savunmasız kaldığını hissederek soluğu New York’u terk etmekte alıyor. Kingpin gibi bir adamın geri çekilmesi, elbette tamamen bittiği anlamına gelmiyor, aksine daha büyük bir öfkeyle döneceğinin sinyali bu. Matt ise gerçeği açıklamanın bedelini, adaletin bir başka yüzü olan hapishane duvarları arasında kalarak ödemeyi seçti. Kahramanlık bazen özgürlüğü feda etmeyi gerektirir ve Matt bu feda edişi en asil şekilde gerçekleştirdi. Bu son, bir dönemin kapandığını ve çok daha sert bir dönemin kapıda olduğunu hissettiriyor.

Eksik taşlar ve gelecek beklentisi

Sezon bittiğinde dizinin atmosferinde çok belirgin bir boşluk hissettik: Frank Castle. Punisher’ın kaotik adaleti ve Matt ile olan zıtlığı, dizinin genetiğinde o kadar önemli bir yere sahip ki, onun yokluğu her yerde kendini belli ediyor. Castle’ın varlığı hikayeye her zaman daha vahşi ve kontrolsüz bir dinamizm katıyordu.

Genel bir değerlendirme yapacak olursak, bu sezon dizi tarihinin en başarılı sezonu değildi; fakat karakter gelişimleri ve akılda kalıcı dönüm noktaları açısından tatmin edici noktaları vardı. Hikayenin dağılmadan toparlanması ve Matt Murdock’ın hukukçu kimliğiyle onurlandırılması, hayranlar için büyük bir hediye. Yeni sezonun gelmesini hepimiz büyük bir heyecanla bekliyoruz. Ancak aceleye getirilmiş bir senaryo yerine, bu kalitenin üzerine koyacak, her detayı incelikle işlenmiş bir iş için ne kadar beklememiz gerekiyorsa o kadar beklemeye de hazırız.

Matt Murdock’ın hapishane parmaklıkları ardındaki yeni serüveni, hukuk ve adalet arasındaki o ince çizgide yürümeye devam edeceğinin bir garantisi. Fakat şimdi asıl soru şu:

Matt Murdock içerideyken New York’un sokaklarını kim koruyacak?
“Kefaret”: ‘Daredevil: Born Again 2. Sezon 4. Bölüm’ İncelemesi
‘Benjamin Poindexter’ın intikam arayışıyla ’Wilson Fisk’in öfkesinin Hell’s Kitchen ringinde çarpıştığı bu bölüm, hem kanlı bir veda hem de ürpertici bir başlangıç niteliğinde.
Paylaş