House of the Dragon'ın üçüncü sezonunun üçüncü bölümü, ironik bir başlıkla karşımıza çıkıyor: "Zafer Kazanan Rhaenyra". Ancak bu zafer, meydanlarda kazanılan görkemli başarılardan ziyade, saray koridorlarında başlayan zihinsel bir çöküşün habercisi.

House of the Dragon, izleyicisini şaşırtmaya ve ödüllendirmeye devam ediyor. Bölümün güçlü ve sinematografik açıdan en takdir edilesi yönü çok, ama en çok konuşulması gerekenle başlamak istiyorum. Rhaenyra’nın gücün zirvesine yerleştikten sonra akıl sağlığı üzerindeki kontrolünün ne kadar zayıfladığını göstermek için kullanılan müzik... Ejderha Kraliçesi unvanı artık taşınması zor bir yük haline gelirken, anlatı bizi tamamen karakterin iç dünyasındaki karmaşaya ortak ediyor.

Kralın Şehri’nde işler hiç de planlandığı gibi değil. İktidarın getirdiği devasa stres; saraydaki fare istilası, hazinenin durumu, Alicent’ın oğullarının kayıp olması ve tabii ki Jace’in ölümünün ardından gelen o derin keder Rhaenyra’yı yavaş yavaş tüketmeye başlıyor. Dizinin bu noktada çiğ ve gerçekçi bir insanlık detayına başvurması çok akıllıca: İlk halka açık görünümünden hemen önce regl olduğunu keşfetmesi, karakterimizin hükümdarlık zırhının altındaki biyolojik ve psikolojik baskıyı net bir şekilde yüzümüze vuruyor.
Koridorlardaki hayaletler ve boş kasa

Ramin Djawadi’nin müzikal dehası bu klostrofobik atmosferi taçlandırıyor. Rhaenyra, Kızıl Kale’nin loş koridorlarında yürürken Jace’in hayalini gördüğünü sandığında arka planda yükselen ürkütücü kemanlar adeta bir uyarı çığlığı gibi kulaklarımızı tırmalıyor. Kalenin karanlık odalarında ona eşlik eden ve sinirlerimizi kemiren tehditkar notalar, geceleyin çalan garip çan sesleriyle birleşiyor. Bu tercih de bölümü muhtemelen tüm Game of Thrones evreninin en kasvetli ve rahatsız edici anlatılarından biri haline getiriyor.

Kraliçenin karşılaştığı ilk gerçek şok ise hazinenin tamamen boşaltılmış olması. Ortada askerlerin maaşını ödeyecek, bırakın görkemli bir taç giyme törenini, temel harcamaları karşılayacak tek bir altın bile kalmamış. Lannister ikizlerinin ölmesi bu mali enkazın ortasında trajik bir ironi olarak duruyor. Ne de olsa bir Lannister her zaman borçlarını öder.

Ancak bu kez ortada ödenecek bir şey yok. Üstelik Üstat Orwyle, Alicent ya da Helaena bu altınların nereye gittiğini bilmediklerini iddia ediyor. Alicent kendisini savunurken Aemond'u uzaklaştırdığını ve savunmayı indirdiğini hatırlatsa da, Rhaenyra için bu açıklama saraydaki fare istilası ve bitmek üzere olan mumlar kadar sinir bozucu.
Ejderha tohumları ve meşruiyet

Bölümün büyük bir kısmı Rhaenyra’nın şehirdeki lordlar, leydiler ve düşmanca tavırlar sergileyen Baş Rahip ile olan gerilimli ilişkilerine odaklanıyor. Kraliçenin artık görev dağıtmayı öğrenmesi ve belki de saraydaki fareler için ciddi bir kedi ordusuna ihtiyacı olduğunu kabul etmesi gerektiği açık... Ancak en büyük kriz Corlys Velaryon ve yeni ejderha binicileriyle yaşanıyor. Karısının uğruna öldüğü bu dava uğruna kalesi yerle bir olan Corlys, gayrimeşru oğulları Alyn ve Addam’ı meşrulaştırmak istiyor. Rhaenyra’nın bu gücü olmasına rağmen tereddüt etmesi ve Ulf ile Hugh’u şövalye ilan ederken Addam’ı sadece "Hull'lu Addam" olarak çağırması bardağı taşıran son damla oluyor. Senin keyfin yeni yerine geldiyse kadın n'apsın Corlys?

Deniz Yılanı’nın bu durum karşısında geri adım atmayıp Rhaenyra’nın yüzüne gerçekleri haykırdığı sahne bölümün en güçlü diyaloglarından biriydi. Corlys, Rhaenyra’nın tüm oğullarının aslında birer piç olduğunu ve buna rağmen her şeye sahip olduklarını açıkça dile getiriyor. Kaç yaşında adamsın, hiç yakışıyor mu? Rhaenyra bu ağır suçlamaya cevap veremiyor; oysa kendi oğullarını asla inkar etmediğini ve onları işine gelene kadar bir kenara itmediğini söyleyebilirdi. Bu hiç de profesyonel olmayan sert yüzleşme, saraydaki güç dengelerinin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu da gösteriyor. Herkes çok gergin.
Sıçanlar için bir ziyafet

Rhaenyra hem altına ihtiyaç duyduğunu hem de otoritesini sarsan soylulara bir ders vermesi gerektiğini anlayınca sert bir planı devreye sokuyor. Şimdiye kadar yaptığı en mantıklı ve havalı davranışlardan biri olduğunu söylemek hiç yanlış olmaz diye düşünüyorum. Şehir halkı açlıktan kırılırken malzeme stoklayan yüksek sosyeteyi bir ziyafete davet ediyor. Lordlar ve leydiler sadakat yemini edip keyifle masaya oturduklarında karşılarına çıkan tabak tam anlamıyla bir şok etkisi yaratıyor; çıtır çıtır pişirilmiş fareler... Rhaenyra onları halkı düşünmedikleri için azarlarken, eş zamanlı olarak Altın Pelerinlilerin soyluların mülklerine el koyduğunu belirtiyor. Diğer taraftan Daemon’ı Kartal Yuvası’na göndererek Rhaena ve Sheepstealer adaptasyonunu hikayeye dahil etme kararı, bazı soru işaretleri barındırsa da anlatı içinde çalışabilecek bir zemine oturtuluyor.

Bu ziyafet sahnesinde yönetmenin kurduğu görsel paralellik ise tek kelimeyle muazzam. Rhaenyra’nın masanın başında, küçük lordların karşısında oturduğu kadraj, Game of Thrones’un final bölümündeki Daenerys’in o meşhur duruşuyla birebir aynı. Aynı kamera açısı, aynı köşeli omuzlar ve neredeyse aynı saç tasarımı. Bu hoş olmayan karşılaştırma, Rhaenyra’nın da gücü eline aldıkça Daenerys gibi bir deliliğe karşı yıkıcı bir küçümsemeye doğru sürüklendiğini açıkça gösteriyor. Genler önemli tabii...
Halkın sevgisi ve sahte prens tuzağı

Bölümdeki sembolizm detayları da oldukça zekice işlenmiş. Rhaenyra halkın karşısına çıkmak için giyinirken mücevher yerine kılıç istiyor; nedimesi ise bunun barış mesajına gölge düşüreceğini söyleyerek ona bir zincir öneriyor. Rhaenyra halka ekmek ve yiyecek dağıtırken, onların hayranlığından büyük bir haz alıyor; bu esnada Lord Manderly ile kurduğu bağ eğlenceli bir detay.

Bölümün sonundaki büyük ters köşe ise hikayenin gidişatını tamamen değiştiriyor. Daemon’ın, Ormund Hightower’dan kolayca teslim alıp Kralın Şehri’ne getirdiği Alicent’ın küçük oğlu Daeron’ın aslında bir sahtekar olduğunu öğreniyoruz. Ormund Hightower, saçını beyazlattığı sıradan bir çocuğu rehin vererek Rhaenyra’yı kandırıyor; gerçek Daeron ve ejderhası Tessarion hala yeşillerin safında. James Norton’ın canlandırdığı Ormund’un bu zeki hamlesi ve Tumbleton’ın yağmalandığı haberi Rhaenyra’yı çılgına çeviriyor. Ulf ve Hugh’un şövalye yapılmasına rağmen sıradan asker muamelesi görmekten doğan huzursuzlukları da büyürken, Emma D'Arcy’nin o muazzam oyunculuğuyla taçlanan bu bölüm, bize taht oyunlarının ne kadar acımasız olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Cidden Rhaenyra, hiç mi aklına gelmedi kendi çocuklarının saçlarını boyatmak...

Yorumlar