Coyote vs. Acme, daha ilk saniyesinden niyetini belli eden bir film. Ekranda beliren "Gerçek bir hikâyeden uyarlanmıştır" ibaresi, filmin kendisinden önce gelen ilk şaka. Filmin vizyona girmek için senelerdir çektiği çileyi düşününce, bu cümle neredeyse kendi başına başka bir filme dönüşüyor. Bir stüdyonun tamamlanmış bir filmi neden göstermemek için bu kadar uğraştığına dair gerçek hikâye, başlı başına bir hiciv malzemesi. Fakat Coyote vs. Acme bu absürtlüğü filmin merkezine taşımak yerine, onu girişte bırakıp çok daha eğlenceli bir dünyanın kapısını açıyor.

🛣️
Yazı, Coyote vs Acme'ye dair spoiler içermeyecek.

Bu dünyanın en güzel tarafı, filmin "çocuk filmi" olmakla "çocukça olmak" arasındaki farkı çok iyi anlaması. Coyote vs. Acme çocukların hoşuna gidecek kadar fiziksel, renkli ve hızlı; diğer yandan yetişkinlerin yakalayabileceği mikro şakalarla dolu. Acme ürünlerinin yıllardır Wile E. Coyote’nin hayatını mahvetmesi burada basit bir çizgi film kuralı olmaktan çıkarılıp gerçek bir şirketin sorumluluğu hâline getiriliyor. Böylece film, aslında çok saçma bir fikri şaşırtıcı ölçüde ciddi bir hukuk hikâyesine dönüştürüyor.

Coyote mahkemede

Filmin en iyi şakalarından biri de Wile E. Coyote’nin başına gelenlerin artık “çizgi film kazası” olarak geçiştirilememesi. Road Runner’ı yakalamaya çalışırken yine roketler, mıknatıslar ve birbirinden saçma Acme ürünleriyle kendisini havaya uçurduğu açılış sekansı, karakterin onlarca yıldır yaptığı şeyleri bu kez yepyeni bir gözle görmemizi sağlıyor. Çünkü Coyote ilk kez yalnızca kaybeden taraf değil; bir şirketin ürünlerinin mağduru. Üstelik elinde Acme’nin gerçekten kusurlu ürünlerle dolu olduğunu kanıtlayabilecek bir kutu var.

Will Forte’nin canlandırdığı avukat Kevin Avery, kendisini bir anda çizgi film karakterlerinin olduğu bir davanın ortasında buluyor. Forte’nin oyunculuğu filmin tonunu yakalamakta çok başarılı. Animasyon karakterlerinin karşısında oynarken hiçbir şeyi fazla ciddiye almıyor ve şaşırtıcı derecede gerçeklermiş gibi hissediyorsunuz. John Cena’nın Buddy Crane’i ise bunun tam karşısında duruyor. Cena, kendine güvenen, fiziksel olarak abartılı ve klasik “alfa erkek” enerjisini taşıyan karakteriyle Forte’nin sakar ve endişeli hâline çok iyi bir kontrast oluşturmuş.

Çocukluğa dönüş

Lana Condor, Kevin’ın hem yeğeni hem de asistanı rolündeki performansıyla bu üçlüyü tamamlıyor. Çünkü filmdeki gerçek dünyaya ait karakterler, yalnızca çizgi film karakterlerinin etrafında dolaşan yardımcı figürler değil; bu tuhaf dünyanın seyirci adına şaşıran, sorgulayan ve zaman zaman saçmalığı kabullenen tarafı. Forte, Cena ve Condor arasındaki enerji, filmin animasyon ile canlı aksiyon arasındaki geçişlerini oldukça rahat hâle getiriyor.

Fakat Coyote vs. Acme bana en çok çocukluğumu hatırlattığı için keyifli geldi. Bugs Bunny, Daffy Duck, Tweety ve Tazmanya Canavarı gibi karakterlerin ortaya çıkması yalnızca “bakın, bunları da koyduk” türünden bir hayran hizmeti olmamış. Film bu karakterleri hatırlamak için değil, hâlâ işe yaradıklarını göstermek için kullanıyor. Bu açıdan da bana biraz Space Jam'i anımsattı. Çocukken severek izlediğim o filmdeki iki evreni bir araya getiren dünyanın yan yana gelmesinden doğan şaşkınlığın tadı burada da var.

Acme’nin suçu ne?

Üstelik film, Coyote’yi yalnızca zavallı bir kaybeden olarak görmemesiyle de doğru bir tercih yapmış. Coyote’nin yıllardır Road Runner’ın peşinden koşması komik çünkü sonuçlarını biliyoruz; ama bu kez kamera onun tarafına geçtiğinde karakterin neden bu kadar ısrarcı olduğunu da düşünmeye başlıyoruz. Her seferinde başarısız olmasının sebebi gerçekten beceriksizliği mi, yoksa Acme’nin kaliteden yoksun ürünleri mi?

Senaryonun başarısı da burada. Coyote vs. Acme çok basit bir fikri sürekli yeni şakalarla besliyor. Mahkeme salonunda uçan bir roket ayakkabısı, karakterlerin absürt açıklamaları, çizgi film mantığının gerçek dünya hukukuyla çarpışması... Filmdeki mizahın önemli bir kısmı, “Böyle bir şey gerçekten olsa ne olurdu?” sorusundan doğuyor. Bu yüzden en komik anların bir kısmı büyük espriler değil, filmin saçmalığı hiç sorgulamadan sürdürdüğü küçük anlar.

Biraz Acme, biraz fazla film

Yine de Coyote vs. Acme kusursuz bi film değil. Özellikle ortalarında Acme gizemine tekrar tekrar dönülüyor, bazı olaylar yeniden açıklanıyor ve hikâyenin aynı noktaların etrafında dolaşması tempoyu düşürüyor. Film, elindeki karakterlerle çok daha serbest bir komedi kurabilecekken zaman zaman ana olay örgüsüne gereğinden fazla bağlı kalıyor. Birkaç sahnenin kısaltılması, filmin enerjisini ciddi biçimde artırabilirmiş diye düşünüyorum.

Bunun bir kısmı da Looney Tunes karakterlerinin doğasından kaynaklanıyor. Çünkü biz bu karakterleri kısa çizgi filmlerde izlemeye alışkınız. Birkaç dakikada kurulup patlayan, çoğu zaman hikâyeden bağımsız küçük bir komedi dünyasının kahramanları onlar. Bu nedenle onları 100 dakikadan uzun bir hikâyenin içinde tutmak zaten başlı başına zor.

Akıllıca bir veda

Coyote vs. Acme’nin bugün bir film olarak var olabilmesi bile başlı başına güzel bir olay. Çünkü ortaya çıkan iş, yalnızca Looney Tunes karakterlerini kullanan pahalı bir nostalji projesi değil. Çocukken sevdiğimiz karakterlere saygı duyuyor ama bunu sürekli “Bakın, bunu hatırladınız mı?” diye yüzümüze vurmadan yapıyor. Barbie’nin bende yaratamadığı o doğrudan çocukluk hissini bu filmde buldum. Belki bunda Looney Tunes ile daha kişisel bir geçmişimin olması da etkili ama Coyote vs. Acme gerçekten yıllardır unutulmuş bir eğlence biçimini geri getiriyor.

Coyote vs. Acme kusurlarına rağmen sevilmeyi hak eden bir film. Birkaç tempo problemi ve gereğinden fazla uzayan olay örgüsü dışında, elindeki malzemeyi şaşırtıcı bir özgüvenle kullanıyor. Wile E. Coyote’yi yıllardır kaybetmeye mahkûm edilmiş bir çizgi film karakterinden, sistemin karşısında hakkını arayan bir kahramana dönüştürürken asıl ruhunu da asla kaybetmiyor. Belki de en güzel tarafı şu: Film, hepimizin bir şekilde kendi Road Runner’ının peşinden koştuğunu hatırlatıyor. Sanırım burada Wile ile biraz fazla empati yaptık çünkü bir çoğumuz hâlâ onun gibi peşinden koşmaya devam ediyoruz...

Paylaş