The Gentlemen’ın ilk sezonu, Guy Ritchie’nin sinemasından televizyona taşınmış eğlenceli bir suç hikâyesiydi. Rotten'da %100 gibi bomba bir skorla açılış yapan ikinci sezon ise bu dünyanın artık kendi ayakları üzerinde durabildiğini gösteriyor.

Bölümler ilerledikçe senaryo belirgin biçimde hızlanıyor ve sezon, başladığı yerden çok daha yukarıda bitiyor. Üstelik bu yükseliş yalnızca suç dünyasının genişlemesiyle değil, Eddie ve Freddie arasındaki ilişkinin giderek zehirlenmesiyle gerçekleşiyor. Çünkü ikinci sezonun asıl hikâyesi kimin ne kadar pis işe bulaştığı değil; bir kardeşin diğerini ne kadar ileri götürebileceği.
Dük'ün bozulan düzeni

Theo James, ikinci sezonda Eddie Horniman’ı ilk sezondakinden çok daha fazla benimsemiş biçimde oynuyor. Artık bu dünyanın acemisi değil. İnsanları, güç ilişkilerini ve gerektiğinde şiddetin kaçınılmaz olduğunu biliyor. Fakat James’in başarısı Eddie’yi yenilmez bir suç patronuna dönüştürmemesinde yatıyor. Eddie ne kadar güçlenirse güçlensin, ailesi söz konusu olduğunda hâlâ kontrolünü kaybedebiliyor.

En belirgin örneği de Bella konusunda aldığı karar. Eddie’nin hayatında bir anda yeni bir sayfa açmak istemesi, aslında kurduğu suç düzeninden kaçma arzusunun bir uzantısı. Sezonun başından beri aldığı kararlarla sınır tanımazlığı, izleyiciyi her açıdan şaşırtan, tanıdığımız Eddie'den daha karanlık birine dönüşme süreci ve en sonunda Bella ile evlenme kararı, romantik bir sürprizden çok Eddie’nin kendisine normal bir hayat kurma çabası gibi duruyor. Yani duruyordu... Tam da bu nedenle Bella’nın ölümü yalnızca hikâyeyi sarsan bir olay değil, Eddie’nin kurmaya çalıştığı hayatın tamamen elinden alınması anlamına geliyor. Bir de bu sahnenin The Godfather'dan esinlenilmiş olduğunu düşünüyorum ben. Babasının vefatının ardından hayatını toparlamaya çalışan bir evlat ve İtalya'da, evliliklerinin hemen ardından bir patlama dolayısıyla yitirdikleri eşleri...

Freddie yine Freddie

Bella’nın ölümünün ardında Freddie’nin bitmek bilmeyen planlarının ortaya çıkışı, kardeşler arasındaki çatışmayı bambaşka bir yere taşıyor. Sezon boyunca rehabilitasyonda ve iyileşme sürecinde olduğu gösterilen karakter, meğerse o sıralarda şeytani planlarını kurguluyormuş. Freddie’nin yaptığı şeylerin çoğu başından beri kontrolsüz ve bencilce; fakat ikinci sezonda bunun bedelini yalnızca kendisi ödemiyor. Eddie’nin hayatını da mahvediyor. Yedi büyük günahtan biri olsa, muhtemelen aç gözlülük olacağını düşündüğüm bu adamın sürekli daha fazlasını istemesi, daha büyük bir hamle yapması ve sonuçlarını hesaplamaması, sonunda bütün karakterlerimizi geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşıyor.

Habil ve Kabil benzetmesinin yerli yerinde olacağını düşünüyorum ya da dizide bahsedildiği gibi Yakup ve Esav. Çünkü Freddie yalnızca Eddie’nin rakibi değil; onun kardeşi, ailesi ve aynı zamanda en büyük zaafı. Eddie onu defalarca toparlamaya çalışıyor, koruyor, yaptığı hataların sonuçlarını temizliyor. Fakat Freddie’nin kendisini kanıtlama ihtiyacı, kardeşine duyduğu bağlılıktan sürekli daha güçlü çıkıyor. İki kardeş arasındaki ilişkinin trajik tarafı da tam olarak bu.
İhtimalleri beklerken...

Susie Glass ile Eddie arasındaki ilişki ise sezonun en güzel sabır oyunlarından biri. Dizi, seyircinin ikisini bir arada görmek istediğini biliyor ama bunu kolay bir romantik sonuca çevirmiyor. Tam tersine, ikisinin arasındaki gerilimi sürekli canlı tutuyor. İş ortaklıkları, birbirlerine duydukları güven ve Eddie’nin Bella ile evlenmesi arasında gidip gelen ilişki, hiçbir zaman beklediğimiz kadar kolay bir yere varmıyor.

Bence bunun iyi tarafı da bu. Eğer bu sezonda Eddie ve Susie’nin birbirlerine gerçekten ne hissettiğinin açıklamasını almış olsaydık, aralarındaki bütün elektrik sıradanlaşabilirdi. Dizi bunun yerine onları birbirlerinin hayatındaki en önemli insanlar olarak tutuyor. Bella’nın ölümünden sonra Eddie’nin Susie’ye yaklaşma ihtimali de bu yüzden romantik olmaktan çok gerçek gibi hissettirecek.
Asıl mesele Freddie

Kim düşünürdü ki ilk sezonda horoz kıyafetiyle dolaşan bir delinin bu kadar planlı programlı bir şekilde kardeşini alt edeceğini... Fakat sezonun asıl gücü yine onda. Çünkü Freddie'nin hikâyesi artık komik, beceriksiz ve başına bela açan kardeş olmaktan çıkıyor. Eddie’ye duyduğu kıskançlık, babalarının mirası üzerindeki hak iddiası ve kardeşinin yükselişini kendi kaybı olarak görmesi giderek daha karanlık bir hâl alıyor. Bella’nın ölümüne kadar uzanan bu yol, Freddie’nin yaptığı her şeyi geriye dönük olarak yeniden anlamlandırıyor.

Gospel John ile iş birliği yaparak Bella’nın, dolaylı yoldan da kardeşinin ölümünü planlaması, dizinin kardeşlik meselesini gerçekten trajik bir yere taşıyor. Üstelik motivasyonu yalnızca intikam değil. Eddie’nin elinde olan hayatı, mirası ve statüyü hâlâ kendisine ait olması gereken şeyler olarak görüyor.
Öldürmekten beter etmek

Finalde Eddie’nin Freddie’yi öldürmemesi bu nedenle önemli. Çünkü Eddie’nin verebileceği en kolay ceza bu olurdu. Onun yerine çok daha kişisel ve psikolojik bir intikam seçiyor. Freddie’nin iş birliği yaptığı adamı kendi elleriyle öldürmesi, Eddie’nin kardeşine “Seni öldürmüyorum ama artık yaptıklarının ağırlığıyla yaşayacaksın” demesi gibi bir şey.

Bu sahne aynı zamanda Eddie’nin sezon boyunca geçirdiği dönüşümün özeti. Bella’nın ölümünden sonra yalnızca intikam aramıyor; intikamın kendisine ne yaptığını da gösteriyor. İlk sezonda suç dünyasına istemeden giren adamın yerinde artık suç dünyasının kurallarını kendi lehine kullanabilen biri var. Theo James’in finaldeki sakinliği bu yüzden özellikle etkileyici. Eddie bağırıp çağırmıyor; kontrolü tamamen eline alıyor. Bu da karakterin geldiği noktanın en net göstergesi.
Son söz

The Gentlemen ikinci sezonunda kusursuz bir tempo tutturmuyor. İlk bölümlerin biraz fazla hazırlık yaptığı hissediliyor. Ancak hikâye ilerledikçe senaryo belirgin biçimde güçleniyor ve sezonun ikinci yarısı ilk bölümlerde biriktirilen her şeyi kullanmaya başlıyor. Bella’nın ölümü, Freddie’nin ihaneti, Gospel John’un intikamı ve Eddie’nin dönüşümü birbirini tamamlayan bir zincir gibi.

Bu sezonu benim için taşıyan şey uyuşturucu imparatorluğu ya da Guy Ritchie’nin stil oyunları değil, Eddie ve Freddie arasındaki ilişki oldu. İki kardeş birbirlerinin hem en büyük zaafı hem de en büyük sorunu. Eddie yükseldikçe Freddie düşüyor; Freddie düştükçe Eddie daha da acımasızlaşıyor. Ve Susie bütün bu hikâyenin kenarında, Eddie’nin hâlâ tamamen kaybetmediği son bağı gibi duruyor. İzleyiciler olarak bizlere de tıkır tıkır işleyen bu çarkın ileriki sezonlarda getireceklerini merakla beklemek düşüyor.

Yorumlar