Filmin göründüğü kadar kötü olmadığını söyleyerek başlamak istiyorum. Ama burada asıl mesele, sizin "kötü" eşiğinizin tam olarak nerede durduğudur. 🫠

✈️
Yazı, Office Romance'e dair spoiler içermeyecek.

Sosyal medyanın ve eleştirmenlerin ortak bir nefret objesi haline getirdiği yapımlara karşı ister istemez bir zırhla yaklaşıyoruz. Benim bu filmden beklentim sinematik bir felaket, tam anlamıyla berbat ötesi bir şey izlemekti. Ancak ekran karşısından sadece "berbat" bir şey izlemiş olarak kalktığım için tuhaf bir mutluluk yaşıyorum. En azından karşımızda ne yaptığını bilmeyen bir kargaşa değil, sınırları baştan çizilmiş bilinçli bir iş var.

Öncelikle kartlarımızı açık oynayalım: Office Romance kesinlikle iyi bir film değil. Öte yandan, dönüp arkamıza baktığımızda Bridesmaids, The Proposal, How to Lose a Guy in 10 Days veya Bride Wars gibi türün popüler örneklerinin de sinema eleştirmenleri açısından "iyi" bulunmayan filmler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Fakat tüm bu yapımlar bir şekilde izlenebilir, tüketilebilir ve hatta zaman zaman son derece eğlenceli kalmayı başaran işler olarak hafızalarımızda yerini edinmiştir. Office Romance bunlar kadar başarılı olmasa da onun için de çok benzer bir durum söz konusu.

Şaşırtıcı ve bilinçli tercihler

Projenin arkasındaki mutfağa baktığımızda en dikkat çekici unsur, bu yapımın Ted Lasso'nun arkasındaki iki isim, yani Joe Kelly ve Brett Goldstein tarafından kaleme alınmış kötü bir romantik komedi olması. Bu Goldstein'in neden filmin başrolünü üstlendiğini de açıklıyor. Bu isimlerin geçmişteki rüştünü ispatlamış işlerini yeterince gördük; Kelly daha önce How I Met Your Mother gibi televizyon efsanelerinde yer almış, Goldstein ise Shrinking dizisinin mutfağında harikalar yaratmış bir isim. Böyle olunca da dolaylı yoldan karşımızdaki senaryonun neden sıradandan bir tık daha kötü olduğunu sorguluyoruz ister istemez.

Burada şöyle bir durum olabileceğini düşünüyorum; ikili, Netflix’in o devasa havuzundaki belirli bir izleyici kitlesini doğrudan hedefleyerek nokta atışı bir romantik komedi mekanizması inşa etmek istemiş. Karşımızda risk oranı olabildiğince düşük, hafif, tamamen formüllere sırtını dayayan, klasik yapıyı harfiyen uygulayan ve finalinde o kaçınılmaz, büyük, duygusal öpüşme sahnesini barındıran bir film var. Ne bir adım fazlası ne bir adım eksiği. Başka bir deyişle ifade etmek gerekirse, kendilerine verilen ticari görevi eksiksiz ve pürüzsüz bir şekilde tamamlamışlar.

Kimin hangi oyunda olduğunu bilme sanatı

Filmin kendi türdeşleri arasından sıyrılıp bir şekilde işe yaramasının en büyük sebebi, oyuncu kadrosunun tam olarak nasıl bir projenin içinde yer aldıklarını çok iyi bilmesi. Jennifer Lopez hayatı boyunca bu tarz hikayelerin merkezinde yer aldı, hatta lafı açılmışken Jane Fonda ile başrolünü paylaştığı Monster in-Law'ı da şiddetle önermek isterim. Uzun lafın kısası JLo bu sularda nasıl yüzüleceğini çok iyi biliyor. Karşımızdaki performans en iyi işi değil belki; daha ziyade Maid in Manhattan dönemlerindeki tanıdığımız ve bildiğimiz JLo'yu hatırlatıyor. Netflix, izleyicinin onu romantik komedi doğasında görmekten keyif alacağını biliyordu ve bu düşük riskli bahsi oynayarak büyük oranda kazandı diyelim.

Brett Goldstein ise Ted Lasso'daki ikonik Roy Kent karakterinden miras kalan sert, huysuz ama içi yumuşak adamın belirli bir kısmını buradaki ciddi avukat rolüne başarıyla taşıyor. Lopez’in yıllanmış romantik komedi tecrübesinin karşısında, Goldstein’ın daha köşeli ve hafif mesafeli duruşu kağıt üzerinde tezat gibi görünse de ekranda garip bir şekilde işleyen bir kimyaya dönüşüyor. İkilinin arasındaki bu ton farkı, sahnelerin monotonlaşmasını engelleyen ve filmi izlenebilir kılan en büyük dinamiklerden biri haline geliyor.

Rol çalanlar ve yasak aşkın olmazsa olmazları

Filmin yan kadrosuna geçtiğimizde ise gizli kahramanlarımızla karşılaşıyoruz. Betty Gilpin, açıkçası kariyer çizgisine ve dramatik yeteneğine pek yakışmayan o klasik "en iyi arkadaş" şablonunu alıp, muazzam bir ekran enerjisiyle yoğuruyor ve filmin çok büyük bir bölümünü çalıyor. Şirketin ikinci adamı rolünde, son derece koruyucu ve hamile haliyle sergilediği performans filmin en canlı yönlerinden biri. Diğer bir karakterimiz de Daniel’in kız kardeşi rolünde absürt bir komedi unsuru olarak karşımıza çıkıyor; eski erkek arkadaşının kafasını pala ile kestiği için hapiste olan bu karakterin hikayeye dahil olduğu her an, stabil ilerleyen hikayeye tat katmayı başarıyor.

Filmin konusunu tek bir cümleye sığdırmak çok mümkün. Bir CEO ve onun başarılı avukatı birbirlerine aşık olurlar, ancak bu yasak ofis aşkı her ikisinin de kariyerini büyük bir uçurumun kenarına sürükler. Yapım, bu basit özetin vaat ettiği ne varsa seyirciye eksiksiz teslim ediyor. Karşımızda son derece garip ve absürt bir tanışma sahnesi var; Daniel’in Jackie ile ilk kez el sıkıştığında yaşadığı o malum ve kontrolsüz fiziksel tepki, filmin tonunu en baştan belirliyor. Sonrasında ise kurumsal koridorlarda yakalanmamak adına verilen o büyük, terleten mücadeleleri izliyoruz işte.

Kurumsal sınırlar ve olmazsa olmazlar

Hikaye ilerledikçe, kariyerlerini mahvetme korkusunun tetiklediği o klasik orta bölüm ayrılığı kapımızı çalıyor. Ve tabii ki türün kutsal kitabına uygun olarak, finalde bir havaalanı hangarında (çünkü kendisi tesadüfe bakın ki bir havayolu şirketinin CEO’su) gerçekleşen o büyük kovalamaca ve peşinden gelen ajite edilmiş büyük aşk konuşması bizi karşılıyor. Office Romance, yetişkinlere yönelik olan R derecelendirmesine sahip ancak bunu iğrenç ya da itici bir şekilde yapmıyor. Tercihini daha çok bolca kullanılan küfürlerden ve Sidney'nin ofisin ortasında doğum yaptığı, sinirsel anlamda gerçekten yoğun ve trajikomik sahneden yana kullanıyor.

Tüm bu anlattıklarımızın hiçbiri sinema tarihi açısından orijinal, yıkıcı ya da yenilikçi değil. Bu yüzden filmin eleştirmenlerden aldığı o yerle bir edici kötü yorumları teknik açıdan hak ettiğini söyleyebiliriz. Ancak yazının başında adını saydığım o eski popüler romantik komedilerin tamamı da dönemlerinde benzer şekilde yerden yere vurulmuş, fena halde hırpalanmıştı. Günün sonunda hepsi kendilerine sadık ve ne izleyeceğini bilen devasa bir izleyici kitlesi bulmayı başardı. Sinema endüstrisinde, başroller arasında kimya barındıran ve içinde birkaç sağlam espri barındıran anlamsız romantik komedilere her zaman talep vardır ve bu film de o kitleye yetkin bir şekilde hizmet ediyor.

Beklentilerin ötesinde

Sonuç olarak Office Romance, ne sinemayı yeniden tanımlama iddiasında ne de türün dinamiklerini tersyüz etme peşinde. Karşımızda ne yaptığının, kimin için yapıldığının son derece farkında olan, iyi niyetli bir formül örneği duruyor. Eğer beklentilerinizi olabilecek en düşük seviyede tutarsanız, filmin düşündüğünüz kadar kötü olmaması sizi tatlı bir şaşkınlığa uğratabilir. Temiz, yalın ve vaat ettiğini veren bu kurumsal macera, sert eleştiriler alsa da, cuma akşamı evde kafa boşaltmak isteyen izleyicinin sığınacağı güvenli bir liman olmaktan geri kalmıyor.

Paylaş