House of the Dragon’ın yeni bölümü Tumbleton, Yedi Krallık’ın en güçlü adamlarından biri olan Lord Ormund Hightower’ı yakından tanımamızı sağlarken Kraliçe Rhaenyra'nın tebaasını da büyük ölçüde sorgulatan bir bölüm.

Hightower Hanedanı, Reach bölgesinin en eski ve köklü güçlerinden biri. Tarihsel olarak savaştan ziyade ticarete, Eski Şehir’deki Üstatlar Kalesi’ne ve Yedi İnancı’na verdikleri destekle bilinirler. Hem ticaretçi hem dindarlardır. Bir de yollarını ışık aydınlatır. Tanıdık gelmiştir.

Otto Hightower’ın krallık üzerindeki sinsi ve yıpratıcı etkisinden sonra, hanedanın yeni lideri Ormund’un nasıl bir strateji izleyeceği büyük bir merak konusu. Ki hala öyle... Ormund bu bölümde karşımıza kendi tarzı olan, soğukkanlı ve oldukça tehlikeli bir lider olarak çıkıyor. Siyahlar’ı zekice bir hamleyle alt ederek King’s Landing’e sahte bir Daeron gönderdi. Üzerine bir de Rhaenyra ve Daemon bu tuzağa düşerek Daeron’un ejderhası Tessarion’un varlığını göz ardı ettiler. Ormund’un tüm planı, Aemond ve Vhagar’ın Tumbleton’da onlara havadan destek vermesi üzerine kurulu.

Bölüm boyunca Ormund’un karakterini açıkça ortaya koyan iki önemli sahne izliyoruz. Bunlardan ilki Tumbleton’ın yerel lord ve leydisinin, kendi kalelerinde saklanmak zorunda kalmaktan şikayet ettiği an yaşanıyor. Ormund, bu esnada vaktinin büyük kısmını Geralt tarzı bir küvetin içinde, yıkanarak geçiriyor. Soyluların sızlanmalarından hiç etkilenmeyen Hightower Lordu, küvetten tamamen çıplak bir şekilde çıkıp karşılarına dikiliyor. Tumbleton halkı uslu durduğu sürece askerlerinin de uslu duracağını söyleyerek net bir sınır çiziyor. Bu sahne onun kibrini ve gücü elinde tutanın kim olduğunu gösterme biçimini çok düz bir şekilde özetliyor. Fiziksel pervasızlığı bir güç gösterisine dönüştürmeyi iyi bilen bir karakter kendisi.
Adaletin tiyatrosu ve masumiyet kaybı

Fakat bu askeri disiplinin tamamen bir illüzyon olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. Ahlaksız bir Hightower askeri genç bir kadına tecavüz etmeye kalkışınca evde büyük bir arbede yaşanıyor ve asker yaralanıyor. Aile durumu Tumbleton lorduna, oradan da Ormund ve Daeron’ın önüne taşıyor. Ormund, burada bir halk kahramanı gibi davranarak askerin hadım edilmesini ve kolunun kırılmasını emrediyor. Bu hamle, ilk bakışta cömert ve adil bir liderin kararı gibi görünse de aslında tamamen bir gösteriden ibaret. Ormund, halkın gözünü boyamak için kendi adamını feda etmekten çekinmiyor.
Fakat sonrasında karakterimiz, bir Hightower askerine el kaldıranın cezasız kalamayacağını söyleyerek gerçek yüzünü gösteriyor. Genç ve şaşkın Daeron’a, yalvarışlarına aldırmadan bu zavallı adamı öldürmesini emrediyor. Büyük bir dehşet yaşayan Daeron, Ormund’un Valyrian çeliğinden yapılmış kılıcını adamın kalbine saplamak zorunda kalıyor. Ormund, bu cinayetle genç Daeron’ın masumiyetini alırken, onu kendi acımasız dünyasının bir parçası haline getiriyor. Savaşın insanları nasıl hızla canavarlaştırdığını bu sahnede çok net gözlemliyoruz aslında.
Kontrolsüz öfke

Hightower Lordu, adalet tiyatrosunun ardından asıl planlarını Daeron’a açıklıyor. Aegon ve Aemond’un hayatta olma ihtimali yüksekken bile bu genç çocuğu tahtın varisi yapmak istiyor. Onun amacı sadece Yeşil Takım’ın gücünü korumak değil. Ormund, Targaryen gelenekleriyle büyümüş beyaz saçlı krallar yerine, Yedi Tanrı’nın ışığında yetişmiş ve kendi halkının kültürünü benimsemiş bir kral istiyor. Ejderhaları hariç, Targaryen hanedanını tamamen aşağılık bir yabancı işgalci olarak görüyor. Bu durum, onun motivasyonunun sadece bir taht kavgası olmadığını, derin bir kültürel ve etnik nefretten beslendiğini gösteriyor. İşte Otto'nun öfkesinin başka bir bedende vücut bulmuş hali.

Yine de bu soğukkanlı ve hesapçı liderin ciddi bir zayıflığı var: Öfke kontrolü. Baratheonların kendi davalarına katılmamasına zaten sinirlenmişken, Aemond ve Vhagar’ın kaybolduğunu öğrenince tamamen kontrolünü kaybediyor. Gwayne ve Ser Criston Cole’den de hiçbir destek yok. Gelen mektubu okurken Daeron’un odadaki hizmetçi çocuğa sertçe "Hemen git!" demesi, Ormund’un öfkesinin ne kadar tehlikeli olduğunu bildiğini gösteriyor. Ormund, kılıcıyla masayı parçalayan, aniden parlayıp sönen dengesiz bir karakter.
Başkentteki çatlaklar, Vadi'deki sır

King’s Landing tarafında ise Rhaenyra düzeni korumaya çalışıyor ancak işi hiç kolay değil. Corlys’in şehir halkını öfkelendirmesinin ardından Alyn onun yerini alıyor ve kraliçeyle kısa sürede iyi bir uyum yakalıyor. Diğer yanda Ulf, meyhanedeki arkadaşları için kraliçeden imtiyazlar, tırnak içerisinde "torpil" talep ediyor. Rhaenyra bu istekleri reddedip onu azarlayınca, Ulf sokaklarda kendisine "Piçlerin Kraliçesi" denildiğini ve düşmanlarının şehre zarar verdiğini söyleyip, gazla Rhaenyra'yı yalnız bırakıyor. Rhaenyra’nın buna tepki olarak Altın Pelerinlileri sokaklara salması, onun halkın kraliçesi olma iddiasının sınırlarını netleşitiriyor sayılır ve Rhaenyra, sadece kendisine biat eden halkın kraliçesi olmak istiyor.

Ejderha Kayası ve Vadi hattında da Daemon, kızı Rhaena’yı tamamen tesadüfen buluyor. Hatta bu kısım için fazlasıyla zorlama bir tesadüf diyebiliriz. Leydi Arryn’den zorla haraç alan Daemon, çuvallarını Caraxes’e yüklerken ejderhası ani bir koku alıyor. Dizide ilk kez bu kadar deneyimli bir binicinin ejderhası üzerindeki kontrolünü kaybettiğini görüyoruz. (Genetik sanırım...) Caraxes, itaat emirlerini çiğneyerek Daemon’ı kayalık bir mağaraya götürüyor. Alevlerin ardındaki gölgenin Rhaena olduğunu gören Daemon büyük bir şok yaşıyor. Kızından Sheepstealer'ı terk edip kendisiyle gelmesini istese de reddediliyor. Bunun üzerine Prens, durumu kendi lehine çevirecek karanlık bir plan yapıyor. İhanet de diyebiliriz tabii ki.
Sahte zaferler ve çamurdaki kral
Daemon, Rhaenyra’nın huzuruna tanınmayacak halde yanmış bir kafa getirerek Sheepstealer’ın binicisini öldürdüğünü iddia ediyor. Ancak Rhaenyra bu sahte zaferden memnun kalmıyor. Kadın, kimliği belirsiz bir ceset değil, bu binicinin kim olduğunu, oğluna neden saldırdığını ve Yeşillerle çalışıp çalışmadığını bilmek istiyor. Kraliçe, Daemon’ın bu aldatmacasına inanmış gibi görünse de aralarındaki güven ilişkisinin tamamen zedelendiği açıkça görülüyor. Büyük aksiyon sahneleri barındırmayan bir bölüm Tumbleton ama taşların yerine oturması ve karakterlerin gelecekteki savaşa konumlandırılması açısından oldukça tatmin edici anlar da içeriyordu.

Bölümün en başarılı yan hikayesi ise Aegon ve Larys’in çamurlar içindeki yolculuğuydu. Hayatı boyunca saray ihtişamına alışmış olan Aegon, elleriyle toprağı kazıyarak ilerlerken sabrı ve alçakgönüllülüğü zorunlu olarak öğreniyor. Ejderhası Sunfyre’ın hala yaşadığını iddia etmesi, eski kralın içindeki umudun hala diri olduğunu gösteriyor. Bu çamurlu ve sefil yolculuk, Aegon’un karakter gelişimi açısından dizinin şimdiye kadar sunduğu en temiz ve samimi sayfalardan birini açıyor. Savaşın ihtişamı geride kalırken, geriye sadece hayatta kalma mücadelesi veren kırık dökük insanlar kalıyor.

Healena'dan da bahsetmek istiyorum ama, sahi, o ne ara oldu be kızım?

Yorumlar