Baltasar Kormákur’un 2015 çıkışlı filmi Everest ile kanıtladığı doğa-insan çatışması uzmanlığı, Netflix yapımı yeni filmi Apex ile bu kez Avustralya’nın vahşi coğrafyasında karşımıza çıkıyor. Filmin zekice kurgulanmış açılış sekansı, seyirciyi daha ilk dakikadan yerçekimine meydan okuyan bir gerçeklikle yüzleştiriyor.

Sasha (Charlize Theron) ve Tommy (Eric Bana) ikilisini, bir dağın 90 derecelik yamacına asılı bir çadırda uyanırken gördüğümüzde, Kormákur’un sadece bir hikaye anlatmakla kalmayıp bir gövde gösterisi yapacağını tahmin edebiliyoruz. Bu dikey kuruluş düzeni, karakterlerin doğaya olan tutkulu bağlılığını kelimelere ihtiyaç duymadan özetlerken, biz sıradan insanlar için ise sadece ve sadece hayranlık uyandırıcı bir düşüş korkusu vaat ediyor.
Lafı açılmışken...


Jeremy Robbins'in romanından uyarlanan film, sinematografik açıdan da standartların hakkını veren bir derinliğe sahip. Ciddi bir disiplinle bakıldığında amacın, açılış anlarındaki plan tercihlerinin ve geniş açı lenslerin kullanım biçiminin izleyiciyi klostrofobik bir düzlemden sonsuz bir vahşiliğe ustalıkla taşımak olduğu anlaşılabiliyor. Kormákur, dijital platformlar için üretilen işlerde sıkça rastlanan "televizyon estetiği" tuzağına düşmeden, her kareyi bir sinema dergisine yerleştirebilecek özende ve kontrastı yüksek bir dille işlemiş. Bu teknik emek de filmin ilerleyen bölümlerindeki gerilimin temelini atan güçlü unsurlardan olmuş.
90’lar mirası ve modern perspektifin kesişimi

Filmin daha açılışında bizi koskocaman bir trajedi karşılıyor. Charlize Theron, bu noktada Tom Cruise seviyesindeki fiziksel performansıyla filmin motor gücü konumunda diyebiliriz. Theron’un keskin kayalardan sarkarken ya da hırçın şelalelerle mücadele ederken sergilediği gerçekçilik, CGI destekli aksiyonların ruhsuzluğundan sıkılan izleyici için oldukça tatmin edici.

Sasha karakterinin yas sürecini dağlardan uzakta, nehirde tek başına bir yolculukla aşmaya çalışması, hikayeye melankolik bir derinlik katıyor. Bu sessiz deneme süreci, doğayla bütünleşme arzusunun aslında insanın kendi içindeki fırtınaları dindirme çabası olduğunu gösteriyor. Ancak sinema dilinde bu tür bir huzur arayışı, genellikle fırtınanın kopmasından hemen önceki sessizliğe tekabül eder. Yönetmen de bu geçişi keskin bir kurgu ritmiyle değil, çevre seslerinin ve doğal ışığın değişimiyle hissettirerek seyirciyi huzursuz bir bekleyişin içine hapsediyor.
Bir yas sürecinden vahşi kovalamacaya

Sasha'nın yerel bir dükkandan malzeme alırken karşılaştığı serseri avcılar ve park görevlisinin kayıp aileler hakkındaki uyarısı, filmin tonunu macera dramasından gerilimli bir hayatta kalma mücadelesine eviriyor. Taron Egerton tarafından canlandırılan; James McAvoy'un Split filmindeki kafadan kırık karakterlerinden birini andıran Ben karakterinin hikayeye dahil oluşu, filmin gerilimini bir üst perdeye taşıyor. Ben’in, Sasha’ya bölgenin "saklı sırrı" olan sakin bir kamp alanını önermesi, ilk bakışta bir nezaket gösterisi gibi görünse de, türün kodlarına aşina olanlar için bu durum tehlike çanlarının çalması demek. Sasha gibi güçlü ve deneyimli bir figürün, yabancı birinin tavsiyesiyle savunmasız kalmayı seçmesi senaryonun en çok tartışılacak bölgelerinden biri olsa da, karakterin ruhsal yorgunluğu bu hatayı insani bir zemine oturtup empati yapmayı kolaylaştırıyor.

Hikayenin bu noktasında Ben'in asıl niyetinin bir kedi-fare oyunu başlatmak olduğunun ortaya çıkması, izleyici için büyük bir sürpriz değil, hatta ne yazık ki hiç sürpriz değil... Ancak bu durumun işleniş biçimi oldukça akıcı. Avustralya kırsalında korkulması gerekenin vahşi hayvanlar değil, insan doğasının karanlık yüzü olduğu gerçeği, filmin merkezine yerleştirilmiş. Theron ve Egerton arasındaki gerilimli dinamik, fiziksel gücün değil, zihinsel dayanıklılığın ve stratejinin de ön planda olduğu bir hayatta kalma oyununa dönüşüyor. Ben'in hem tatlı hem de kışkırtıcı tavırları karşısında Sasha’nın sergilediği sakin güç, karakterin profesyonel dağcı geçmişinden gelen sarsılmaz sporcu disiplinini temsil ediyor.
Kurgusal tutarlılık ve karakter motivasyonları

Yönetmen, mekan kullanımındaki ustalığını filmin her köşesinde, her mağara çekiminde ve her akıntıda hissettiriyor. Coğrafyayı sadece bir fon olarak değil, anlatının aktif bir parçası olarak kurgulaması, Apex'i benzerlerinden ayıran şey olmuş. Şelalelerin ve hızlı akıntıların ahengi, karakterlerin o anki psikolojik durumlarıyla paralel gibi. Egerton’ın öfkesini yansıtan çığlıkları ile Theron’un dayanıklılığı arasındaki denge, film boyunca ustalıkla değişiyor. Başlangıçta av konumunda olan Sasha'nın, zamanla şartları lehine çevirmesi, derken başka bir sürprizle karşılaşması, izleyicide hem bir tatmin duygusu yaratıyor hem de hala güvende olamama hissine parmak basıyor.

Filmin şiddet dozu ve makyaj tasarımları oldukça gerçekçi. Kırık kemikler, derin kesikler ve kanın yoğunluğu, bir noktadan sonra mide bulandıracak ölçüye ulaşsa da hikayenin ciddiyetini ve karakterlerin ödediği fiziksel bedeli somutlaştırıyor. Bu detaylar, hayatta kalma mücadelesi kağıt üzerinde temiz gösterdiği kadar sahada ise kirli ve acımasız gösteriyor. Karakterlerin geçmişine dair verilen kısıtlı bilgiler de izleyicinin dikkatinin dağılmasını önleyerek odağın tamamen "şu an" ve "burada" kalmasını sağlıyor.
Mekânın bir karakter olarak kullanımı

Apex, aşırı diyalog ve gereksiz açıklamalardan kaçınan bir film. En ferahlatıcı özelliklerinden biri, duygusallığı sömürmek yerine fiziksel azmi ve zekayı kutsaması. Yaş almayan kadın Charlize Theron’un bir kez daha "aksiyon ikonu" unvanının altını doldurduğunu görmek, izleyici için büyük bir keyif. Sadece fiziksel olarak da değil, bakışlarındaki yorgun ve kararlı ifadeyle Sasha’nın iç dünyasını kusursuzca yansıtıyor tecrübeli oyuncu.
Sonuç olarak Apex, teknik başarısı ve etkileyici oyuncu performanslarıyla son dönemin en temiz macera filmlerinden biri olarak öne çıkıyor. Her şeyi kabul edilebilir olan bu film hakkında tek şikayetim sonunun fazla tahmin edilebilir oluşu. İzlemesi zevkli, performanslar ve çevre tasarımı şahane, fakat merak ettirme duygusu minimum sınırda ilerliyor. Ama ona rağmen Apex, doğanın ve insanın bu amansız çatışmasına tanıklık etmek isteyenler için izleyicisini üzmeyecek bir iş.


Yorumlar