Süper kahraman hikâyelerinde bir karakterin başka bir kahramanın yerini alması artık yabancı olduğumuz bir olay değil. Yeni Captain America, Miles Morales ya da Riri Williams’ın Iron Man mirasıyla kurduğu ilişki bunun birkaç örneği. Fakat bu hikâyelerin önemli bir kısmı, yeni kahramanın kendisinden önce gelen ve sevilen karakterin gölgesinden çıkmak zorunda kalması üzerine kuruluyor. Lanterns ise John Stewart’ı böyle bir mirasın yeni sahibi olmaktan daha fazlası olarak ele alıyor.

💍
Yazı, Lanterns'a dair spoiler içerecek.

Bunun nedeni John’un Green Lantern olmaya sonradan karar vermemesi. Aaron Pierre, John’u daha ilk bölümden itibaren hayatı boyunca bu ihtimale hazırlanmış bir adam olarak oynuyor. John daha çocukken annesi Bernadette’in onun için çizdiği yol belli. Babasının Green Lantern olma sınavında başarısız olması, John’un hikâyesinde bir dipnot olarak kalmıyor, ailesinin onun geleceğini şekillendirmesine neden oluyor. Beşinci doğum gününde oyuncak yerine silah verilmesi absürt ve ailesinin bu konuda acımasız olduğunu düşünüyorum. Ama dizi anlatmak istediği şeyi oldukça net ortaya koyuyor: John, kendisine verilen görevi yerine getirmeye hazırlanarak büyüyor.

Bir annenin elinden

Bernadette yalnızca oğlunun annesi olarak değil, onun ilk öğretmeni ve en sert sınavı olarak da karşımızda duran bir karakter. John’un korkusuz olması gerektiğine inanan kadın, onu hayatın karşısına hazırlamak için çocukluğundan itibaren sınırlarını zorluyor. Bunun sağlıklı bir ebeveynlik biçimi olduğunu söylemek mümkün değil. Fakat dizinin burada yakaladığı daha önemli bir nokta var: Bernadette, oğlunun kendisine kapatılmış olabilecek bir kapıyı açabilmesi için onu o kapıya hazırlıyor.

Bu yüzden Lanterns'ın John Stewart hikâyesi, yüzüğün gökten gelip doğru kişiyi seçmesinden ibaret değil. John’un Green Lantern olması için önce kendisine öğretilen korkusuzluk fikrini sorgulaması gerekiyor. Annesinin ona verdiği en büyük ders de zamanla en büyük engeline dönüşüyor zaten. Çünkü korkuyu yok etmekle korkuya rağmen hareket etmek aynı şey değil. Dizinin finalde vardığı noktanın merkezinde de tam olarak bu ayrım var.

Hal Jordan’ın gölgesinde

Bu noktada Kyle Chandler'ın Hal Jordan'ı devreye giriyor. Daha öncesinde bu aktörü izlememiş olmayı kendim adına büyük bir eksik sayıyorum. Çünkü dizinin meydana getirdiği kimyada onun payı çok büyük. Hal kısmen sevilesi ve fazlasıyla kendinden emin bir karakter. Başlangıçta John'a tepeden bakıyor, onu sıkıcı ve hayal gücünden yoksun buluyor. Bunun altında yalnızca yaş farkı ya da tecrübe yok. Hal, yıllardır sahip olduğu Green Lantern kimliğinin bir başkasına devredilmesi fikrinden oldukça rahatsız. Hele bu kişi kendisinden daha genç ve giderek daha yetenekli görünen John Stewart ise.

Fakat dizinin Hal-John ilişkisini yalnızca klasik bir “eski kahraman-yeni kahraman” çatışmasına çevirmemesi önemli. John’un Hal’i geçmesi, Hal’in kötü bir Green Lantern olduğunu kanıtlamıyor. John’un da Hal’in kopyası olması gerekmiyor. Tam tersine, John’un başarılı olmasının nedeni Hal gibi davranmayı bırakması. Askeri eğitimi ve stratejik zekâsı onu güçlü kılıyor ama onu gerçekten farklılaştıran şey, olaylara kendi yöntemleriyle yaklaşması.

Asıl düşman: korku

Final bölümünde John’un Green Lantern yüzüğünü kabul etme biçimi, dizinin bütün sezon boyunca kurduğu hikâyeyi anlamlı bir noktaya taşıyor. John’un önünde daha önce de yüzüğü alma fırsatı vardı. Ancak yüzüğün ve Green Lantern kimliğinin onu nasıl değiştireceğini fark ettiğinde geri çekilmişti. Bu karar, onu yalnızca görevi almak isteyen bir kahraman olmaktan çıkarıyor. John önce nasıl bir Green Lantern olmak istediğine karar veriyor.

Sonunda seçtiği yol da buradan geliyor işte. Green Lanternlar'ın korkusuz olması gerektiğine inanarak büyüyen John, hayatı boyunca korkusunu bastırmaya çalışmış. Fakat finalde korkunun yok edilmesi gereken bir şey olmadığını anlıyor. Yeşil ışığın yanına sarı ışığı da koyması bu yüzden önemli. John artık korkmadığı için cesur değil; korkusunu kabul ettiği hâlde doğru olanı yapmayı seçtiği için cesur.

Yeminin kendi yolu

Bu karar, finaldeki Green Lantern yemininin değiştirilmesiyle tamamlanıyor. John klasik yemini aynen tekrar etmek yerine kendi sözlerini kullanıyor: “En parlak günde, en karanlık gecede, korkumu kucaklayacağım, doğru olanı yapacağım.” Ardından yüzüğü ve savaşı seçtiğini söylüyor. Bu değişiklik, çizgi romanların en tanınmış repliklerinden birini değiştirdiği için bazı izleyicileri rahatsız etti. Fakat dizinin John hakkında anlattığı hikâyeye bakınca bu tercihin oldukça bilinçli ve yerinde olduğunu düşünüyorum.

Çünkü John’un bütün sezon boyunca yaptığı şey başkasının yolunu takip etmemek. Hal Jordan’ın yerine geçmek istemiyor; onun gibi bir Green Lantern olmak da. Yüzüğü kabul ettiği anda aslında mirası değil, kendi versiyonunu seçiyor. Bu nedenle o meşhur yeminin değiştirilmesi bir saygısızlıktan çok karakterin gelişiminin sonucu. John Stewart artık Green Lantern olmak için Hal Jordan’a benzemek zorunda olmadığını biliyor.

Yeni bir mirasın başlangıcı

Lanterns'ın en başarılı tarafı da burada bence. Dizi, John Stewart’ın siyahi bir karakter olarak beyaz bir kahramanın mirasını devralmasını hikâyenin bütün meselesi hâline getirmiyor. Bunu karakterin deneyiminin bir parçası olarak, gerçek olarak ele alıyor. John’un karşısına çıkan engelleri yalnızca kimliği üzerinden açıklamak yerine, ailesinin beklentileri, kendi korkuları ve Hal Jordan’ın gölgesiyle birlikte değerlendiriyor.

Bu yaklaşım John’u “yeni Green Lantern” olmaktan çıkarıp kendi başına bir karaktere dönüştürüyor. Üstelik bu, DC’nin en eski siyahi kahramanlarından biri için özellikle anlamlı. John Stewart’ın çizgi romanlarda Green Lantern mitolojisine yaptığı katkı zaten karakterin başkasının kopyası olmadığını yıllar önce kanıtlamıştı. Dizinin yaptığı ise bunu başlangıç hikâyesinin merkezine yerleştirmek.

Sonunda yüzüğü o seçiyor

Finalde John’un havaya yükseldiği an bu yüzden beklediğimizden daha etkili oluyor. Evet, görüntü tanıdık. Yeni kahraman yüzüğü takıyor, güçlerini kullanıyor ve ilk kez gerçekten uçuyor. Süper kahraman türünde bu sahneleri daha önce defalarca izledik. Fakat Lanterns bu anı sekiz bölüm boyunca hazırladığı için sahne yalnızca John’un Green Lantern olduğunu göstermiyor. John’un kendi kararını verdiği anı temsil ediyor.

Dizinin bütün meselesi de aslında bundan ibaret. Bir mirası devralmak, onu olduğu gibi taşımak demek değil. John Stewart sonunda yüzüğü kabul ettiğinde Hal Jordan’ın yerini doldurmuyor. Annesinin onun için kurduğu hayali de aynen gerçekleştirmiyor. Korkusunu yok etmiyor, onunla yaşamayı öğreniyor. Başkasının yeminini tekrarlamak yerine kendi yolunu seçiyor.

Bu dizi, bu yıl izlediğim en iyi şeylerden biriydi. Yeni bir sezon gelip gelmeyeceği henüz belli değil ama açıkçası iki ihtimale de razıyım ben. Devam ederse John Stewart’ın yeni hikâyesini izlemek harika olur; etmezse de olması gerektiği yerde bitmiş, kendi ayakları üzerinde duran çok iyi bir dizi olarak kalacak aklımızda Lanterns.

Paylaş