Ric Roman Waugh’un 2020 yılında, tam da dünyanın kendi gerçek karantinasını yaşadığı dönemde vizyona giren ilk Greenland filmi, türdeşlerinin aksine odağını devasa yıkımlardan ziyade bir ailenin hayatta kalma paniğine dikmişti. Gerard Butler’ın yine "her an her şeyi kurtarabilir ama aslında sadece babalık yapmaya çalışıyor" tiplemesiyle birleşmesine rağmen film, benzerlerinden bir adım öne çıkabilmişti. Dürüst olmak gerekirse o dönem izlediğimde kuyruklu yıldızın yarattığı yıkımın ardından anlatılacak pek bir şey kalmadığını, hikayenin sığınak kapıları kapandığında bittiğini düşünmüştüm. Ancak Hollywood’un başarılı olan her fikri bir "seri" haline getirme arzusu, bizi beş yıl sonrasına, sığınakların güvenli ama boğucu atmosferinden dışarıya davet ediyor.

☄️
Yazı, Greenland 2: Migration'a dair spoiler içermeyecek.

Bu devam halkasında Garrity ailesini bıraktığımız yerde, Grönland sığınaklarının içindeki o kasvetli düzende buluyoruz ve ilk filmdeki o kurtuluş anının aslında sadece daha uzun ve yavaş bir hayatta kalma mücadelesinin başlangıcı olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. Nathan’ın çocukluktan ergenliğe geçişi, John ve Allison’ın yüzlerindeki o bitkin ama kararlı ifade, filmin duygusal zeminini kurmaya çalışıyor. Ancak buradaki asıl mesele, sığınağın sağladığı o sınırlı güvenin artık tükenmiş olması. Kaynakların azalması ve doğanın kendini yeniden inşa ederken insanlığa çıkardığı yeni faturalar, aileyi sığınağın beton duvarlarından çıkıp belirsiz bir "göç" rotasına girmeye zorluyor.

Sığınaktan sahaya

Greenland 2: Migration, adından da anlaşılacağı üzere bir yer değiştirme hikayesi. İlk filmdeki zamana karşı yarış yerini, mesafelere ve insan doğasının çürümesine karşı verilen bir mücadeleye bırakmış durumda. John Garrity yine o bildiğimiz korumacı baba figüründe vites artırıyor; ancak bu kez karşısında gökten düşen alev toplarından ziyade, yokluk içinde birbirini boğazlamaya hazır bir insanlık var. Filmin bu noktada bir felaket filminden çıkıp, bir yol filmi estetiğine bürünmesini teoride ilginç bulsam da, pratikte bu geçişin getirdiği bazı yapısal sorunlar olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

İlk filmdeki o "ulaşma" arzusu, bu filmde "arama" arzusuna evriliyor. Avrupa’nın buz tutmuş ve radyasyonla yıkanmış topraklarında, bir kraterin içinde hayat belirtisi aramak kulağa biraz fazla abartı geliyor ve senaryo da bu yolculuğu doldururken biraz kolaya kaçıyor. Kraterin bir vaha olduğu söylentisi, aileyi ve beraberindekileri Fransa’nın güneyine doğru bir yolculuğa sürüklüyor. Bu süreçte karşılaşılan engeller, ne yazık ki türün meraklıları için fazla tanıdık sahnelerle örülü. İngiliz Kanalı’nı geçmeye çalışırken yaşanan gerginlikler veya terk edilmiş şehirlerdeki hayatta kalanların yarattığı tehdit, daha önce defalarca izlediğimiz "medeniyet sonrası kaos" şablonuna sıkı sıkıya bağlı kalmış.

Formülün esiri olmak

Filmin en büyük eksiği, kendisinden önce gelen Cargo (2017), A Quiet Place (2018), The Day After Tomorrow (2004) gibi türdeşlerinin gölgesinden bir türlü çıkamaması. Hatta birçok noktada da biraz The Walking Dead, biraz I'm Legend, biraz The Last of Us ve biraz da 2012 sosunun olduğunu düşündüğüm bu filmde kiminin karakter odağı, kiminin izlediği yol, kiminin de kaderi fazlasıyla benzerlik taşıyor. Böyle olunca da karşımızda oradan buradan toplanmış bir film hissiyatı beliriveriyor. Ayrıca Waugh, ilk filmde yakaladığı samimi aile dinamiğini bu devasa coğrafyaya yaymaya çalışırken, karakterlerin derinliğini çoğunlukla ihmal ediyor. John ve Allison arasındaki çatışmalar durulmuş, birdenbire çok iyi anlaşan iki insana dönüşülmüş ve bu durum, seyirci olarak karakterlerle kurduğumuz o "bizden biri" bağını zayıflatmış.

Diğer yandan filmin Migration başlığını seçmesi, günümüz dünyasının sosyo-politik gerçeklerine yapılmış silik bir gönderme gibi duruyor. Güvenli bölgeden, kaynakları tükenmiş bir bölgeye yapılan bu toplu hareket, modern göç krizlerinin bir yansıması olarak okunabilir. Ancak film bu derinliğe girmek yerine, daha çok fiziksel engellerle ilgilenmeyi tercih ediyor. Örneğin sallantılı bir halat köprü geçişi veya radyoaktif fırtınalardan kaçış sahneleri teknik olarak başarılı olsa da, filmin vadettiği o "insani öz" bu gürültünün arasında kaybolup gidiyor.

Görsel dil ve atmosfer tercihleri

Teknik açıdan baktığımızda, 60 milyon dolarlık bütçenin büyük kısmının atmosfer yaratımına harcandığı belli oluyor. Yıkılmış bir Avrupa tasviri, gri ve soluk renk paletiyle birleşince ortaya izlemesi rahatsız edici ama tutarlı bir görsellik çıkıyor. Ancak bazı sahnelerde sırıtan görsel efektler, özellikle ilk filmdeki gerçekçi zemini biraz zedeliyor.

Garrity ailesinin karşılaştığı yan karakterler ise ne yazık ki sadece olay örgüsünü ilerletmek için orada gibi. Nathan’ın yolda karşılaştığı Camille ile olan etkileşimi, kıyametin ortasında bir nebze umut aşılamaya çalışsa da, bu alt metinler ana hikayenin hızı içinde hızla harcanıyor. Butler ve Baccarin’in uyumu hala filmi ayakta tutan en güçlü unsurlardan olsa da, onların bu performansı filmin "sıradan bir devam filmi" olmaktan kurtulmasına yetecek kadar devrimsel değil.

Beklentiler ve gerçekler

Sonuç olarak Greenland: Migration, ilk filmin şaşırtıcı başarısını bir franchise'a dönüştürme çabasının bir ürünü olmuş. Eğer bir Gerard Butler hayranıysanız ve onun her türlü imkansızlığa rağmen ailesini kurtarmasını izlemekten keyif alıyorsanız, film size istediğinizi verecektir. Ancak sinemasal anlamda türün üzerine yeni bir şey koyup koymadığını sorarsanız, cevabım biraz daha mesafeli olur. Türün klişelerini güvenli bir şekilde uygulayan, risk almayan ve seyircisini şaşırtmaktan ziyade tatmin etmekle yetinmeyi tercih eden bir yapım var karşımızda.

Dürüst olmak gerekirse, bu göç yolculuğunun sonunda vardığımız nokta, ilk filmin bittiği yerdeki o belirsizlikten daha vurucu değil. Sektördeki bu her hikayeyi sonuna kadar tüketme eğilimi, bazen ilk filmin o gizemli ve güçlü finaline de zarar veriyor. Yine de açık bir dille ifade etmek gerekirse Greenland 2: Migration, bir pazar akşamı hoş vakit geçirmek için ideal, ancak üzerine uzun soluklu kritikler yazılacak kadar derin bir iz bırakmaktan uzak.

Paylaş