Sevgili okurlar, Bridgerton 4. sezonun iki kısmı arasındaki o bitmek bilmeyen bir aylık boşlukta beklentinin zirve yapması pek de şaşırtıcı değildi. Netflix’in bu popüler dönem draması, altı yıl içinde birkaç yüz ve birkaç başrol kaybetmiş olsa da, dizinin yeni bölümleri gösteriyor ki Jonathan Bailey gibi artık dünya çapında dev projelerde koşturan isimler bile bu ailenin en ihtiyaç duyduğu anda yuvaya dönmekten çekinmiyor. Ancak itiraf etmeliyim ki, bu muhteşem dönüş beraberinde dizinin en karanlık atmosferini getirirken, ne yazık ki en kötü alışkanlıklarından birini de hortlatıyor: Ana çiftin romantizmini bir kenara itip, gelecek sezonların reklamını yapmak.

Benedict Bridgerton’ın Sophie Baek’e sunduğu "eşim değil, metresim ol" teklifi, sezonun ikinci yarısında tüm gerilimin fitilini ateşleyen ana unsur oldu. Sophie, bir hizmetçi olarak toplumun en alt basamağındayken, Benedict gibi bir beyefendinin teklifini kabul etmenin hem bir kurtuluş hem de bir haysiyet intiharı olduğu gerçeğiyle boğuşuyor. Aynı zamanda ne münasebet Benedict Bey? Bu ikilem, sadece Sophie’nin geleceğini değil, Bridgerton ailesinin o tertemiz itibarını da uçurumun kenarına sürüklüyor.

Yasak dokunuşlar
Sophie’nin hâlâ Violet Bridgerton’ın çatısı altında çalışıyor olması, hikâyeye o hep sevdiğimiz "yasak meyve" tadını fazlasıyla katıyor. Anne Violet, ikinci oğlu ile yeni çalışanı arasındaki o elektrikli yakınlaşmayı fark etmeye başladığında, nezaket kuralları ile kalbin arzusu arasında sessiz bir savaş başlıyor. Kapalı kapılar ardında çalınan o yasak dokunuşlar ve karakterler arasındaki anlam yüklü bakışlar, 4. sezonun en ateşli ve derinden romantik anlarını oluşturuyor; keşke senaryo bu anlara daha fazla nefes alacak alan bıraksaydı.

Ancak Sophie’nin tek sorunu Benedict’in kafa karıştırıcı teklifi değil; geçmişin gölgeleri de peşini bırakmıyor. Üvey annesi Lady Araminta Gun, Sophie’nin izini bulmuş durumda ve o meşhur ayakkabı klipslerini çalmanın bedelini Sophie’ye ödetmeden durmaya niyeti yok. (Ki hala Cho Chang'in bir üvey anne yaşına gelmiş olabileceğini kabul etme kısmında zorlanıyorum.) Araminta’nın varlığı, Sophie’yi köşeye sıkıştırırken, izleyici olarak onun bu kurtlar sofrasında nasıl hayatta kalacağını merakla izliyoruz.
Vikont'un dönüşü

Anthony Bridgerton’ın o oldukça şık sakalıyla eve dönüşü, dizinin özlediğimiz "aile" ruhunu yeniden canlandırıyor. Masasının neden gümüş giysili gizemli bir kadının çizimleriyle dolu olduğunu ve Benedict’in neden bir hizmetçiyi metresi yaparak aile adını ateşe attığını anlamaya çalışan bir Anthony izlemek paha biçilemez. Bailey’nin varlığı, Bridgerton kardeşler arasındaki o sarsılmaz desteği hatırlatırken, Benedict’in bu karmaşadan çıkış biletinin yine ailesinin sadakati olacağını sezdiriyor.

Yine de şöyle bir bakınca, 4. sezonun son dört bölümünde ciddi bir odaklanma sorunu olduğunu söylemeliyim. Julia Quinn’in An Offer From a Gentleman kitabına aşina olanlar, Sophie ve Benedict için o "mükemmel yasal çözümün" geleceğini bilse de, dizi bu ana romantizmi genişleyen yan karakter kadrosu uğruna sık sık geri plana itiyor. 2. sezondaki hatanın tekrarlandığını, gelecek sezonların temellerini atma kaygısının mevcut sezonun duygusal yoğunluğunu gölgelediğini görmek üzücü.
Whistledown’ın tükenen mürekkebi

Diğer yanda Penelope, Colin’in desteğiyle Lady Whistledown köşesini sonsuza dek bırakıp bırakmamayı tartarken, dizinin en güçlü yan hikâyelerinden birine şahit oluyoruz. Whistledown’ın vedası, sosyetenin tüm dengelerini değiştirebilecek bir sürprize gebe ve bu durum Penelope’yi bile şoka uğratacak bir noktaya evriliyor. Eloise ise küçük kardeşi Hyacinth ile sosyete hayatına giriş takıntısı üzerinden çatışırken, araya giren "eski bir tanıdığın" itibarını geri kazanma çabası taşları yerinden oynatıyor.

Violet Bridgerton’ın Marcus Anderson ile olan ilişkisindeki o "anne olmaktan fazlası" olma çabası, sezonun ilk yarısında harika bir keşif hikâyesiyken, ikinci yarıda bu konunun biraz hayal kırıklığı yaratan bir geri dönüşle sönümlendiğini görüyoruz. Kraliçe ve Lady Danbury arasındaki süregelen drama ise artık kendini tekrar etmeye başlamış durumda. Agatha’nın yakında izinli ayrılacak olması bu ikili için bir sonun başlangıcı mı, yoksa yeni bir dinamiğin habercisi mi, henüz emin değiliz.
Francesca’nın yası ve Michaela Stirling

Sezonun en cesur ve hassas işlenen hikâyelerinden biri kuşkusuz Francesca ve John cephesinde yaşanıyor. Evlerine konuk olan neşeli ve dışa dönük kuzen Michaela Stirling, Francesca’nın dünyasında hiç beklemediği duygusal depremlere yol açıyor. Hannah Dodd’un, kendisine çizilen bu alışılmadık gelecekle başa çıkmaya çalışan karakterindeki performansı gerçekten şahane; ancak bu hikâyenin de beşinci sezon için bir "hazırlık" evresinde kalması, 4. sezonun bütünlüğünü yine zedeliyor.

Mondrich ailesinin sosyete içindeki silik rolü ve Kraliçe’nin bitmek bilmeyen oyunları arasında, Benedict ve Sophie’nin aşkı parlamak için can atıyor ama yeterli ekran süresini bulmakta zorlanıyor. Bulsa bile yine onların git gelli karmaşık ilişkileri arasında sıkışıp kalıyoruz. Eğer bu sezon sekiz bölüm yerine on bölüm olsaydı ya da Netflix bölünmüş sezon stratejisinden vazgeçseydi, Sophie’nin Bridgerton ailesi tarafından savunulup "asla sahip olamadığı o gerçek aileye" kavuşma anı çok daha epik bir etki yaratabilirdi bence.
Bir balonun sönüşü ve yeni umutlar

Bridgerton, dört sezonun ardından hâlâ o en büyük alışkanlığını, yani hikâyeyi aşırı kalabalıklaştırma sorununu tam olarak çözebilmiş değil. Sophie ve Benedict’in aşkı, dönemin katı kurallarını yıkacak kadar tutku ve hayranlıkla dolu olsa da, bu parıltının tamamen yayılması için daha geniş bir alana ihtiyacı vardı. Yine de toplumdan dışlanmış birinin beklenmedik geri dönüşü ve sezon finalindeki o Lady Whistledown sürprizi, dizinin geleceğine dair merakımızı taze tutmayı başarıyor.

Benedict’in nihayet Sophie’yi "karısı" olarak kabul etme cesareti gösterdiği o son anlar, bize bu dizinin neden hâlâ kalbimizde bir yeri olduğunu hatırlatıyor: Çünkü Bridgerton ailesi ne kadar büyük skandala yol açarsa açsın, birbirini desteklemekten asla vazgeçmiyor. Beşinci ve altıncı sezonların garantilenmiş olması, bu masalsı dünyanın henüz bitmediğinin kanıtı; ancak umarım gelecek sezonlarda ana çiftimiz, yan karakterlerin gölgesinde kalmadan kendi danslarını sonuna kadar edebilirler.




Yorumlar