Bağımsız korku sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici başarı hikâyelerinden biri olan Obsession, gişede durdurulamaz yükselişini sürdürüyor. İki aydır vizyonda olan film, dünya genelinde 400 milyon dolar hasılatı geride bırakarak hem sektör analistlerini hem de stüdyo yöneticilerini şaşırtmaya devam ediyor.

Yönetmen koltuğunda YouTube içerikleriyle tanınan Curry Barker’ın oturduğu yapım, yalnızca korku türünün değil, son yılların en kârlı bağımsız filmlerinden biri olma yolunda ilerliyor.

Düşük bütçeden dev başarıya

Obsession, şu ana kadar dünya çapında 403 milyon dolar hasılata ulaşmış durumda. Bu rakamın 245 milyon doları Kuzey Amerika’dan gelirken, 157 milyon doları ise uluslararası pazarlardan elde edildi.

Filmin başarısını daha da etkileyici kılan unsur ise yapım maliyeti. Yaklaşık 750 bin dolarlık mütevazı bir bütçeyle çekilen film, geçen yıl Toronto Film Festivali’nde Focus Features tarafından 14 milyon dolara satın alınmıştı. Bugün gelinen noktada ise yapım, stüdyo için olağanüstü bir yatırım getirisine dönüşmüş durumda.

Çoğu film sekizinci hafta sonunda ciddi düşüşler yaşarken veya salonlardan çekilmeye başlarken Obsession hâlâ güçlü performans göstermeyi sürdürüyor. Film, 4 Temmuz tatili sırasında Kuzey Amerika’da 5,3 milyon dolar, uluslararası pazarlarda ise 12 milyon dolar daha elde ederek dikkat çekici bir dayanıklılık sergiledi. Yapımın kısa süre içinde yalnızca ABD’de 250 milyon dolar sınırını aşması bekleniyor. Bu rakam, özellikle pandemi sonrası dönemde özgün ve bağımsız bir yapım için son derece nadir görülen bir başarı olarak değerlendiriliyor.

Ağızdan ağıza yayılan fenomen

Obsession, Mayıs ayında Kuzey Amerika’da 17 milyon dolarlık açılış hasılatıyla gösterime başlamıştı. Her ne kadar bu rakam umut verici olsa da filmin ilerleyen haftalarda göstereceği performansı kimse tahmin edemiyordu.

Gösterime girdikten sonra seyirci ilgisi giderek arttı ve film, açılış hafta sonundan daha yüksek hasılat elde ettiği dört hafta sonunu art arda yaşamayı başardı. Bu durum günümüz gişe dinamiklerinde son derece sıra dışı kabul ediliyor.

Michael Johnston’ın canlandırdığı Bear karakterini merkezine alan film, platonik aşkı Nikki’nin (Inde Navarrette) kalbini kazanabilmek için şeytani bir anlaşma yapan genç bir adamın hikâyesini anlatıyor. Romantik fantezi ile psikolojik korkuyu bir araya getiren yapım, özellikle genç izleyiciler arasında güçlü bir karşılık buldu.

Z kuşağı korkuyu sinemada izlemek İstiyor

Sektörde uzun süredir genç kuşağın sinema salonlarına ilgisini kaybettiği yönünde bir algı hâkimdi. Ancak Obsession ve A24 imzalı bir diğer sürpriz korku başarısı olan Backrooms, bu düşüncenin sorgulanmasına neden oldu.

“Zihin Labirentiyle Terapisti Delirtmek”: ‘Backrooms (2026)’ Film İncelemesi
Chiwetel Ejiofor ve Renate Reinsve’nin başrollerini paylaştığı son zamanların en çok konuşulan filmi ‘Backrooms’, fiziksel bir kaçış hikayesinin ötesine geçerek, insanın kendi travmalarıyla inşa ettiği o klostrofobik koridorlarda şifacının nasıl kurbana dönüştüğünü gösteriyor.

YouTuber Kane Parsons tarafından yönetilen Backrooms da bugüne kadar dünya çapında 347 milyon dolar hasılata ulaşarak dikkat çekici bir performans sergiledi. Her iki film de sosyal medya etkisi, genç izleyicilerin yoğun ilgisi ve güçlü ağızdan ağıza pazarlama sayesinde beklenmedik ölçüde büyüdü.

Blumhouse ve Atomic Monster çatısı altında Obsession ve Backrooms filmlerinin yapımcılığını üstlenen Jason Blum, yaz aylarında Variety’ye verdiği röportajda bu yeni eğilime dikkat çekmişti. Blum’a göre genç sinemaseverler, geleneksel korku anlayışının dışında kalan daha sıra dışı ve deneysel yapımlara ilgi gösteriyor. Sinema salonlarının geleceğine dair endişelerin sürdüğü bir dönemde Obsession’ın elde ettiği sonuçlar ise korku türünün hâlâ büyük bir büyüme potansiyeli taşıdığını kanıtlıyor.

Kaynak: Variety

Paylaş