Sinema dünyasında "devam filmi", "yeniden çevrim" ya da "sıfırdan başlatma" kavramlarına fazlasıyla aşinayız artık. Ancak 2025 yapımı Anaconda, bu etiketlerin hiçbirini tam olarak kabul etmiyor ve kendine has, tuhaf bir kulvar açıyor.

🐍
Yazı, Anaconda'ya dair spoiler içermiyor.

Yönetmen Tom Gormican, karşımıza daha önce hiç görmediğimiz ama bir o kadar da aşina olduğumuz bir yapımla çıkıyor. Çünkü bu film, Jennifer Lopez ve Ice Cube'un başrollerini paylaştığı o meşhur 1997 yapımı Anaconda filminin zaten var olduğu ve kültleştiği bir evrende geçiyor. Yani izlediğimiz şey, bir yılan filmi olmaktan çok, bir yılan filmi çekmeye çalışan insanların trajikomik hikayesi.

Hikayenin merkezinde, bu kült filme saplantılı derecede hayran olan iki çocukluk arkadaşı Griff ve Doug var. Bu fazla hevesli ve hareketli senaryo, iki kafadarın kısıtlı bütçeleri ve sınırsız hayalleriyle en sevdikleri filmi yeniden çekme çabalarını konu alıyor. Yanlarına ömürlük dostları Kenny ve Claire'ı da katarak, bir tekne dolusu ekipmanla Amazon'un tekinsiz sularına açılıyorlar. Başlangıçta her şey sinema tutkusuyla dolu masum bir macera gibi görünse de kurgusal canavarın yerini gerçek bir anakondanın almasıyla işler sarpa sarıyor. Kağıt üzerinde zekice duran bu fikir, ne yazık ki uygulama aşamasında heyecanını korumakta zorlanıyor.

Kamera arkasındaki dostluk

Filmin en güçlü olduğu anlar, şüphesiz sektör içi şakaların havada uçuştuğu ve "film içinde film" yapmanın getirdiği o amatör ruhun yansıtıldığı sahneler. Çoğu izleyici için belki çok meslek özelinde kalıyor fakat bu detaylar, sinema mutfağını bilenler için ilham verici bir mizah kaynağına dönüşüyor. Bu kendi içinden kopya veren referanslı yapı, filme delidolu bir enerji katmış. Karakterlerin ciddiye aldığı ama dışarıdan bakıldığında derme çatma duran o prodüksiyon süreci, izleyiciye samimi kahkahalar attırmayı başarıyor.

Ben 1997 yapımı orijinal Anaconda'yı henüz izlemedim fakat filmin, saçma olduğunun farkında olan ve bunu kucaklayan bir film olduğunu biliyorum. 2025 versiyonu ise saçma bir komedi olarak başlayıp, yolun yarısında ciddileşmeye karar veren ve işte tam bu noktada da büyüsünü bozan bir versiyon. Doug ve Griff'in çektikleri o ucuz filmin kalitesiz diyalogları ve abartılı oyunculukları, "kasten kötü" yapılmaya çalışıldığı için çok eğlenceli. Ancak film, kendi yarattığı bu parodi dünyasından çıkıp gerçek bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmeye çalıştığında, işte o eğlenceli ton da yerini sıradanlığa bırakıyor.

Paul Rudd ve Jack Black ikilisi, filmin atan kalbi konumunda. Rudd'ın canlandırdığı Griff, Hollywood hayalleriyle Los Angeles'a gitmiş ancak figüran rollerinden öteye geçememiş, mesleğine tutkuyla bağlı bir karakter. Black'in hayat verdiği Doug ise memleketinde kalıp düğün videoları çeken ama içinde bir James Cameron yatan sanatçı ruhlu bir adam. İkilinin arasındaki kimya o kadar canlı ve doğal ki, arkadaşlıklarına inanmakta hiç güçlük çekmiyorsunuz. Fakat bu karakterlerin diyaloglarının olduğundan çok daha komik olmasını beklerdim, çünkü bu ikiliyi doğal haliyle beş dakikalığına bile kameraya alsanız eminim ortaya çok daha eğlenceli bir kesit çıkar.

Ormanın kanunları

Oyuncu kadrosunun geri kalanına baktığımızda ise karmaşık hisler içerisindeyim. Steve Zahn görüntü yönetmeni rolünde, olaylardan bihaber olan ve arkadaş ortamındaki o klasik "şapşal" karakteri canlandırıyor. Zaman zaman güldürse de, yeteneğinin daha yaratıcı bir rolde kullanılmasını tercih ederdim. Asıl üzücü olan ise Thandiwe Newton gibi çok yönlü bir ismin Griff'in platonik aşkı ve amatör filmlerinin "zoraki yıldızı" rolünde feci şekilde harcanmış olması. Newton, elindeki malzemeyle elinden geleni yapsa da, karakteri senaryonun sığ sularında derinleşememiş.

Film, gerçek tehlikenin başladığı andan itibaren, kovalamacalar, patlamalar ve silahlı çatışmalarla dolu standart bir aksiyon filmine evriliyor ve bu dönüşüm, onu "unutulabilir" kategorisine itiyor. Teknenin kaptanı ve bölgedeki yasa dışı altın madencileriyle ilgili yan hikaye, ana olay örgüsüne hizmet etmekten çok, süreyi uzatmak için eklenmiş sıkıcı bir dolgu malzemesi gibi. Dolayısıyla o kısmın gereksiz olduğuna inanıyorum.

Yine de hakkını verelim, eğer aradığınız şey sadece çılgın bir aksiyonsa, Anaconda bunu nispeten sunmayı başarıyor. Orijinal filmin o eski moda, plastik ve düşük teknolojili efektleri burada yerini günümüz teknolojisinin nimetlerine bırakmış. Anakondanın pullarındaki detaylardan, gözündeki o vahşi parıltıya kadar her şey çok daha gerçekçi. Hatta diyebilirim ki, filmde en çok eğlenen ve rolünün hakkını veren "oyuncu", bu devasa dijital yılanın ta kendisi.

Göz ardı edilen bir komedi

Sonuç olarak Anaconda, harika bir fikirle yola çıkıp, yolda kimliğini kaybeden bir yapım. Nicki Minaj’ın o meşhur "Anaconda" şarkısının filme birkaç kez eşlik etmesi gibi akılda kalıcı anları olsa da, sinema salonundan çıktığınızda aklınızda Griff ve Doug'un dostluğundan ziyade, kaçırılmış fırsatların hissi kalıyor. Komedi sevenler için ilk yarısı keyifli, aksiyon sevenler için ikinci yarısı idare eder; ancak bütünsel bir başyapıt bekleyenler için Amazon'un suları biraz bulanık diyelim.

Paylaş