"Saçına ne oldu?"

Bu soru, dizi başladığından beri aklımızın bir köşesinde, tıpkı Dunk’ın zihninde olduğu gibi yankılanıp duruyordu. Cevap basit bir bit salgını ya da çocukça bir heves gibi görünse de bu haftaki The Squire bölümün finalinde öğreniyoruz ki, o kazınmış kafa aslında koskoca bir hanedan tarihini örtüyormuş. "Sanırım böyle bir yerde oldukça mutlu olabilirim" diyen zavallı Egg, o kel kafasıyla sadece saçlarından değil, Prens Aegon V Targaryen olduğu gerçeğinden ve ailesinin deliliğinden de kaçmaya çalışıyormuş. Ancak Westeros’ta kan, saçtan daha gür akar ve saklanması imkansızdır.

🛡️
Yazı, A Knight of the Seven Kingdoms'a dair spoiler içeriyor.

Dunk’ın yanında sürüklediği, azarladığı ve sandviçini paylaştığı o çocuğun, bu evrende "Egg" lakabını almasının sebebi sadece kafasının şekli değil, o henüz çatlamamış bir ejderha yumurtasıymış aslında. Bölüm boyunca hissettiğimiz o "kırsal huzur" havası, Egg’in gerçek kimliğinin ortaya çıkmasıyla yerle bir oluyor. Kırsalda sakin bir hayat, bir Targaryen prensi için hazırlanmış bir senaryo değil ne yazık ki. O kazınmış saçlar, Egg’in Prens Aerion gibi bir canavara benzememek için aldığı radikal bir kararın sembolüymüş meğer.

Gümüş saçlı canavarların kuklaları

Bölümün atmosferini belirleyen en net şey, Targaryenların meşhur gümüş saçlarına sahip olan Aerion Brightflame’in sahneye çıkışıydı. Egg saçlarını kazıyarak neyden kaçıyorsa, Aerion tam olarak o. Kibirli, zalim ve tehlikeli. Kuklacı Tanselle’in ejderha öldürmeyi tasvir eden gösterisine verdiği o hastalıklı tepki, zaten bu konuda adları çıkmış olan Targaryenların deliliğinin ne kadar yüzeye yakın olduğunu gösteriyor. Aerion için o kukla gösterisi, ailesinin sembolüne yapılmış bir ihanetti belki ama biz izleyiciler ve Dunk için bu sadece neşeli bir sanattı.

Olayların patlak verdiği nokta, Dunk’ın "gerçek bir şövalye" refleksiyle hareket etmesiydi. Aerion, Tanselle’in parmaklarını kırdığında, Dunk’ın gözü ne prens gördü ne de yasa. Aerion’a saldırışı da sadece bir kadını koruma çabası değildi, aslında en basitinden, o güne kadar inandığı tüm o şaşalı şövalyelik masallarının Aerion gibi adamlar yüzünden nasıl kirlendiğine duyduğu öfkeydi. Dunk o yumruğu attığında, aslında Aerion’ın şahsında soyluların dokunulmazlığına ve adaletsizliğe vurdu. Ancak bu asil hareket, Egg’in saklandığı o küçük, kel kabuğun kırılmasına neden olacaktı.

Miğfer düştü, kel göründü 😅

Dunk, muhafızların mızrakları arasında can vermek üzereyken gelen itiraf, bölümün ritmini tamamen değiştirdi. Egg’in araya girip kimliğini açıkladığı an, George R.R. Martin okurları için bir sürpriz değildi belki ama hikayenin işlenişi açısından muazzamdı. Dunk ve oradaki diğer Targaryen olmayanlar için dünya bir anlığına durdu. Sıradan bir kır şövalyesinin yaveri olan bu bücür, meğer Prens Maekar’ın oğlu, Game of Thrones'tan bildiğimiz Üstat Aemon’un kardeşiymiş. İşte o an, önceki bölümlerdeki tüm garip detaylar tek tek yerine oturdu ve bu çocuğun şövalyeler, armalar ve Büyük Hanedanlar hakkında neden ansiklopedi gibi bilgiye sahip olduğu anlaşıldı.

"Üstat Aemon"

Egg’in, "Saçımı kestim kardeşim. Senin gibi görünmek istemiyorum," cümlesi, karakterin derinliğini tek bir hamlede özetliyor. O kel kafa, bir stil tercihi değil, bir reddedişmiş. Egg, Aerion’ın temsil ettiği o toksik asillikten o kadar iğreniyor ki, fiziksel olarak ona benzemektense Egg olmayı, yani hiç kimse olmayı tercih ediyor.

Soylu yalanlar ve gerçek bağlar

Dunk’ın şövalyeliğe dair yaşadığı hayal kırıklığı, Egg’in gerçek kimliğiyle birleşince ortaya trajikomik bir tablo çıkıyor. Dunk, şövalyeliğin erdemli bir yol olduğuna inanıyordu; ancak Ashford turnuvasında gördüğü tek şey hile, kibir ve zulüm oldu. Aerion’ın hilekarlığı ve Tanselle’in cezalandırılması bardağı taşıran son damlaydı. Dunk, belki de hayatında ilk kez bir prensi dövmenin getireceği ölümcül sonuçlarla değil, vicdanının sesiyle hareket etti. Önümüzdeki hafta göreceğimiz yargılama ne olursa olsun, Dunk ahlaki sınavını çoktan geçti.

Tüm bu kaosun ve kimlik krizinin ortasında, bölümün en güçlü yanları yine o küçük, insani anlardı. Egg’in gerçek kimliğinin ortaya çıkması, o ana kadar kurdukları tatlı ve basit dünyanın uyumunu alt üst etti belki ama, öncesindeki sahneler paha biçilemezdi. Egg’in efendisinin atını tek başına eğitmesi ya da erkeklerin popolarını okşayan o kadın hakkındaki müstehcen şarkıyı umut dolu bir moral konuşmasına çevirmesi... Efsane müziklerle bezeli bu sahneler, onları Game of Thrones evreninin en sevilesi ikilileri arasına sokuyor.

Son söz

The Squire, Yedi Krallığın Şövalyesi dizisinin şimdiye kadarki en etkileyici bölümüydü, çünkü maskeleri düşürdü. Dunk ve Egg arasındaki o tatlı abi-kardeş ilişkisi, gerçeklerle sarsıldı. Dunk’ın omuzlarında artık sadece kendi hayatı değil, geleceğin kralının sorumluluğu da var. Egg’in kel kafası artık bir sır küpü değil, kraliyetin bir işareti. Ve bu işaret, Dunk’ı yedi krallığın en tehlikeli oyununun tam ortasına çekti.

Finalde anlıyoruz ki, Westeros’ta masumiyet en büyük suçtur ve cezası ağırdır. Şimdi Dunk, attığı o yumruğun bedelini ödemek için Yedi Yargısı ile yüzleşmek zorunda. Ama en azından artık biliyoruz; yanındaki çocuk sadece bir yaver değil, onun bu karanlık dünyadaki en büyük şansı.

Not: Bu diziyi yemek yerken izlemeyeceğim artık, yetti. 💩

Paylaş