AMC’nin Interview with the Vampire dizisinin başarısının ardından aynı evrende geçen bir başka Anne Rice uyarlaması ile yine burada yerimi alıyorum. Fakat bu sefer beklentimin çok altında kalmış bir yapımla birlikte...

🧙‍♀️
Yazı, Mayfair Witches dizisinden herhangi bir spoiler içermeyecek.

Mayfair Witches; büyü, doğaüstü varlıklar ve aile sırlarıyla örülü bir hikâye sunuyor. Rice’ın Lives of the Mayfair Witches serisinden uyarlanan dizi, tıp dünyasında başarılı bir doktor olan Rowan Fielding’in, kökenlerine dair büyük bir gerçeği keşfetmesiyle gelişen olaylar, dallanıp budaklanıyor ve konu konuyu doğuruyor (ciddi anlamda). Ancak, Interview with the Vampire dizisinin yaratıcılarından geliyor olmasına rağmen, ne yazık ki aynı seviyede etkileyici bir anlatıya ulaşamıyor dizi.

En güçlü yanlarından biri atmosferi. Görsel olarak etkileyici bir dünyaya sahip ve gotik estetiği başarılı bir şekilde yansıtıyor. Ben bu serinin uyarlandığı kitapları okumadım fakat Anne Rice’ın aşina olduğum eserleri var. Duyduğum kadarıyla Mayfairler'i konu edinen rehber kitaplar, birçok konuda dizinin çok önünde. Dizide başlı başlına şikayetçi olduğum iki şey var, hikâyenin derinlik yoksunluğu ve yüzeysel işlenen karakterler. Söylenenlere göre Rice’ın üçlemesi bu konuda daha fazla bilgi veriyor ve aklımızdaki soru işaretlerini ortadan kaldırıyor.

Fakat Mayfair Witches’ın da özellikle çevre tasarımları, mekân seçimleri ve 19. yüzyıldan günümüze uzanan cadı hikâyesinin anlatı noktaları, izleyiciye adeta büyüleyici bir deneyim sunuyor. Makyajlar ve özel efektler de oldukça başarılı; büyü sahneleri ve doğaüstü unsurlar yer yer ürpertici bir hava yaratıyor. Ayrıca başroldeki Alexandra Daddario’nun performansı dikkat çekici olsa da karakterinin yazımı, onu daha derin ve etkileyici bir kahraman hâline getirmekten uzak kalıyor.

Alexandra Daddario: “Kötü Oyuncu Değilim, Yanlış İşlerde Rol Aldım”
Ünlü oyuncu, geçtiğimiz günlerde yayınlanan röportajında kötü oyuncu olduğu söylentisine sert bir yanıt verdi.

Senaryo açısından Mayfair Witches’da ne yazık ki güçlü bir iş ortaya konulamamış. Hikâye ilk başlarda gizemli bir hava yaratmayı başarsa da, özellikle Lasher etrafında dönen olaylar tekrara düşerek bir noktadan sonra sıkıcı hâle geliyor. Bazen o kadar çok sıkıldım ki, bir noktadan sonra dizinin ismine "Lasher ve Hurileri" demek içimden geldi. İlk sezon karakterleri tanıtma ve izleyiciyi evrenin kurallarına alıştırma konusunda fena bir iş çıkarmasa da, ikinci sezona geçişle birlikte anlatının baştan savma bir hâl aldığını söylemek mümkün. Gelişmesi gereken yan hikâyeler geri planda kalırken, odak noktası olması gereken bazı olaylar aceleye getirilmiş gibi hissettiriyor. 

Dizinin en büyük eksilerinden biri, Interview with the Vampire ile aynı evrende geçmesine rağmen bu bağlantının neredeyse hiç hissedilememesi. Ufak tefek göndermeler dışında, iki yapım arasında somut bir bağ kurulamıyor. Oysa ki, Anne Rice’ın kitapları birbiriyle sıkı şekilde ilişkili ve sinematik evrende de genişlemeye devam eden bu evrenin büyük potansiyeli var. Ancak dizinin yaratıcıları bu potansiyeli değerlendirmek yerine Mayfair Witches’ı bağımsız bir hikâye gibi ele almayı tercih etmiş görünüyorlar. Eğer iki dizi arasındaki bağlantılar daha derin işlenmiş olsaydı, bu evrenin daha bütünlüklü ve çekici bir hâl alması sağlanabilirdi. Mesela o dizinin bağlanacağı bir başka şahane evren görmeyi bekleyerek bu diziye başlamıştım fakat muhtemelen bir sonraki sezonunu izlemeyeceğim bile...

Öte yandan, dizi cadılık temasını yoğun bir şekilde işliyor, ancak bunu izleyiciyi ekrana bağlayacak şekilde sunamıyor. Bir cadı ailesinin nesiller boyunca kaderlerini belirleyen tek bir adamın peşinde sürüklenmesi, dramatik bir anlatı oluşturabilecekken, dizinin işleyişi yeterince sürükleyici gelemiyor. Örneğin The Vampire Diaries dizisinin orta sezonlarında diziye dahil olan Orijinaller, bir noktadan sonra o kadar çok sevildi ki, kendilerine özel dizi yaptırdılar. Başarılı bir hikâye anlatımıyla Lasher için de benzer bir senaryo oluşturulabilirdi. Fakat burada başarısız bir girişim bizleri karşılıyor. Ya da Agatha All Along'da olduğu gibi çarpıcı bir karakter gelişimi işlenmesi veya American Horror Story: Coven’daki gibi entrikalarla dolu bir cadı konseyi yapılandırması, diziyi çok daha ilgi çekici kılabilirdi. Ancak Mayfair Witches, bunun yerine daha tekdüze ve tahmin edilebilir bir hikâye anlatımını tercih ediyor.

Yine de dizinin hakkını vermemiz gereken bazı yönleri var. Özellikle cadı ailesinin geçmişine dair yapılan geri dönüşler, hikâyeye tarihsel bir derinlik kazandırıyor. Anne Rice’ın gotik anlatım tarzına sadık kalmaya çalışan sahneler, dizinin en güçlü anlarını oluşturuyor. Ayrıca, doğaüstü varlıkların doğasını ve insanlarla olan ilişkisini ele alan bazı bölümler, ilginç fikirler barındırıyor. Eğer bu unsurlar daha özenli işlenmiş olsaydı, şu an bu dizi hakkında çok daha güzel şeylerden bahsediyor olabilirdik... 

Sonuç olarak Mayfair Witches, Anne Rice evrenine duyulan ilgiyi körükleyebilecek kadar başarılı bir uyarlama değil. Görsel olarak etkileyici ve oyuncu performansları belirli bir seviyede olsa da, senaryodaki zayıflıklar ve tempo sorunları dizinin potansiyelini baltalıyor. Özellikle Interview with the Vampire gibi güçlü bir yapımın gölgesinde kaldığı düşünüldüğünde, Mayfair Witches’ın daha iyi yazılmış bir hikâyeye ihtiyacı olduğu çok açık. Eğer cadı temalı dizileri seviyorsanız elbette bir şans verebilirsiniz ancak nihayetinde eksiler artıları götürüyor ve Mayfair Witches akılda kalıcı bir yapım olmayı başaramıyor.

Modern Vampirizme Nefis Uyum: Interview with the Vampire (2022-)
Anne Rice’ın 1976 çıkışlı ’Vampirle Görüşme’si, içerisine serpiştirilen modern güncellemelerle birlikte mükemmel bir adaptasyon haline gelmiş.

Yaren’in Köşesi
muggle’lar mı? onlar hiçbir şey görmezler ama çatal batırırsan hissederler. merhaba, ben Yaren. çocukluğumdan beri tutkunu olduğum fantastik dünyalara, filmlere, kitaplara, dizilere ve çizgi romanlara dair videolar yapıyorum. ben bu videoları yaparken çok eğleniyorum, eğer siz de bana eşlik etmek isterseniz, kanalımı takip edebilirsiniz :)
Paylaş