Korku filmlerinde "en korkunç" olanı belirlemek neredeyse imkânsızdır. Kimi seyirci için karanlık bir evde dolaşan hayalet yeterince ürkütücüyken, kimileri için insan bedenini hedef alan görüntüler çok daha rahatsız edicidir. Bazıları ise doğaüstü hiçbir unsur barındırmayan, yalnızca karakterlerin çaresizliğine odaklanan filmlerden bile kolayca etkilenebilir. Dolayısıyla korkunun sınırları kişiden kişiye değişse de bazı filmlerin izleyicileri ekran başında tutmakta gerçekten zorlandığı bir gerçek.

Netflix, 2017 yılında izleyicilerinin bitirmekte zorlandığı korku filmlerini ortaya koyan ilginç bir liste yayımlamıştı. Üstelik listedeki yapımlar, tek bir korku türüne bağlı değildi. Perili ev hikâyelerinden beden korkusuna, zombi filmlerinden grotesk ve kanlı yapımlara kadar birbirinden oldukça farklı filmler aynı sıralamada buluşuyordu.

Forbes yazarı Paul Tassi'nin Netflix'ten elde ettiği verilere göre izleyiciler, listedeki filmleri genellikle yaklaşık yüzde 70 oranında izledikten sonra kapatıyordu. Netflix de bunun filmin sıkıcı bulunmasından ziyade fazla korkutucu olmasından kaynaklanabileceğini düşünüyordu. Elbette bunun kesin bir ölçüm olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak ortaya çıkan liste, seyircinin hangi korkular karşısında pes ettiğini görmek açısından oldukça ilgi çekici.

10 - Piranha 3D (2010)

Piranha 3D, listenin en sıra dışı üyelerinden biri. Alexandre Aja'nın yönettiği film, klasik bir korku yapımından çok Jaws gibi köpekbalığı filmlerini tiye alan kanlı bir korku-komedi olarak öne çıkıyor. Hatta daha ilk dakikalarında Richard Dreyfuss'un Jaws karakterine yaptığı gönderme, filmin ciddiye alınmaması gerektiğini açıkça gösteriyor.

Ancak mizah, filmin vahşet dozunu azaltmıyor. Aja, High Tension ve The Hills Have Eyes gibi yapımlardan gelen deneyimini burada Amerikan parti kültürünü tiye alan son derece kanlı bir eğlenceye dönüştürüyor. Film varoluşsal bir korkudan çok, seyircinin gözünü kaçırmasına neden olabilecek grafik görüntüler üzerinden etkisini yaratıyor.

9 - Teeth (2007)

Mitchell Lichtenstein'ın 2007 yapımı Teeth filmi, beden korkusunu kadınlık ve cinsellik üzerinden ele alan son derece sıra dışı bir yapım. Hikâyenin merkezindeki Dawn, bedeninde erkeklere karşı savunma mekanizması gibi çalışan dişler bulunduğunu keşfediyor. Film de bu keşfin ardından genç kadının kendi cinselliğini ve gücünü yeniden tanımasını anlatıyor.

İlk bakışta yalnızca şok edici bir fikir üzerine kurulmuş gibi görünse de Teeth, kadın bedeniyle ilgili mitlerden ve özellikle "vagina dentata" olarak bilinen folklorik inanıştan besleniyor. Dawn'ın yaşadığı dönüşüm, onu hem fiziksel hem de psikolojik açıdan farklı bir noktaya taşıyor. Rahatsız edici görüntüleri ve kara mizahı sayesinde film, seyircinin kolay kolay unutamayacağı bir deneyime dönüşüyor.

8 - Carnage Park (2016)

2016 yapımı Carnage Park, klasik bir hayatta kalma hikâyesini ıssız bir çölün ortasına taşıyor. Mickey Keating'in yönettiği film, Sam Peckinpah'ın sert ve acımasız sinemasını hatırlatan görsel diliyle daha ilk dakikalardan itibaren huzursuz edici bir atmosfer kuruyor. Seyirci, karakterlerin başına geleceklerin hiç de iyi olmayacağını erkenden hissediyor.

Filmin merkezinde, çölün ortasında hayatta kalmaya çalışan çaresiz bir kadın var. Ancak asıl tehdit doğadan değil, onu takip eden Vietnam gazisi bir adamdan geliyor. Kaçacak yerin giderek azalması ve takipçisinin sürekli yaklaşması, Carnage Park'ın gerilimini yükseltiyor. Film, korkudan çok çaresizlik duygusunu kullanarak seyirciyi karakterin yaşadığı kabusun içine çekiyor.

7 - Cabin Fever (2016)

Cabin Fever'ın 2016 tarihli yeniden çevrimi, Eli Roth'un 2002 yapımı filminin temel hikâyesini daha doğrudan bir biçimde ele alıyor. Uzak bir kulübeye giden gençlerin, etlerini çürüten korkunç bir hastalıkla karşılaşması, kısa sürede basit bir tatil planını kâbusa dönüştürüyor.

Filmin asıl gücü, hastalığın yarattığı fiziksel dehşeti giderek artırmasında yatıyor. Karakterlerin bedenlerinde ortaya çıkan değişimler, kanlı görüntüler ve enfeksiyonun yayılması, seyircinin midesini zorlayabilecek bir noktaya ulaşıyor. Üstelik gençlerin birbirlerinden şüphe etmeye başlaması, fiziksel tehdidin yanına psikolojik bir gerilim de ekliyor. Cabin Fever, korkudan çok tiksintiyle sınırları zorlayan filmlerden biri.

6 - Raw (2016)

Julia Ducournau'nun Raw filmi, korku sinemasını büyüme ve kimlik arayışıyla birleştiren etkileyici bir yapım. Veterinerlik okuluna başlayan Justine, ailesinin katı vejetaryen kurallarıyla yetişmiş genç bir kadın. Ancak okulda yaşadığı bir dizi olayın ardından çiğ et tüketmeye yönelik bastıramadığı bir arzu geliştirmeye başlıyor.

Justine'in dönüşümü yalnızca fiziksel değil; cinselliğini, arzularını ve kendi bedenini keşfetmesini de beraberinde getiriyor. Ducournau, kanlı ve rahatsız edici sahneleri yalnızca seyirciyi şoke etmek için kullanmıyor; bunları karakterin ergenlikten yetişkinliğe geçişinin bir parçası hâline getiriyor. Bu nedenle Raw, beden korkusunun çok ötesine geçerek seyirciyi hem görsel hem de psikolojik açıdan rahatsız eden bir deneyime dönüşüyor.

5 - JeruZalem (2015)

JeruZalem, buluntu film tekniğini bir adım ileri taşıyarak hikâyeyi büyük ölçüde ana karakterin gözünden aktarıyor. Sarah'nın gözünden gördüğümüz Kudüs, başlangıçta sıradan bir tatil rotası gibi görünürken şehir kısa sürede korkunç bir kaosun içine sürükleniyor.

Filmin ilk bölümü seyirciyi bu alışılmadık görsel dile alıştırıyor. Ancak zombiler şehri ele geçirmeye başladığında kamera artık yalnızca olayları göstermiyor; seyirciyi doğrudan olayların içine sokuyor. The Blair Witch Project benzeri bu birinci şahıs bakış açısı, özellikle karanlık ve kapalı alanlarda güçlü bir klostrofobi yaratıyor. İzleyicinin karakterlerden uzaklaşamaması, yaşanan dehşeti çok daha gerçek hissettiriyor.

4 - The Void (2016)

Kanada yapımı The Void, klasik korku sinemasının farklı damarlarını tek bir filmde buluşturuyor. Steven Kostanski ve Jeremy Gillespie'nin yönettiği yapım, Hellraiserın beden korkusundan ve H. P. Lovecraft'ın kozmik dehşet anlayışından besleniyor. Sonuç ise ne olduğunu tam olarak anlamanın bile zor olduğu, giderek büyüyen bir kabus.

Bir hastanede kendisini gizemli bir tarikat ritüelinin ortasında bulan yerel şerif, kısa sürede gerçekliğin sınırlarının parçalandığı bir dünyanın içine çekiliyor. Tarikat, bizim evrenimizle korkunç yaratıkların yaşadığı başka bir boyut arasında geçit açmaya çalışıyor. Grotesk yaratıklar, beden deformasyonları ve açıklanması güç görüntüler arttıkça film, seyircinin güven duygusunu tamamen ortadan kaldırıyor. The Void, korkunun bilinmeyenden geldiğini hatırlatan son derece karanlık bir deneyim.

3 - México Bárbaro (2014)

México Bárbaro, Meksikalı yönetmenlerin hazırladığı farklı korku hikâyelerini bir araya getiren bir antoloji. V/H/S ve XX gibi yapımları sevenler için tanıdık bir form kullansa da film, Meksika folklorundan, mitolojisinden ve karanlık geleneklerinden beslenmesi sayesinde kendine özgü bir atmosfere sahip.

Her kısa film seyirciye başka bir kabus sunuyor. Bazıları kanlı görüntülerle, bazıları doğaüstü varlıklarla, bazıları ise yalnızca ne gördüğünüze anlam verememenizi sağlayan tuhaf fikirlerle etkiliyor. Üstelik filmler birbirinden bağımsız olduğu için korkunun etkisi hiç kaybolmuyor; bir hikâyenin yarattığı rahatsızlık sona ermeden bir başkası başlıyor. México Bárbaro, izleyicinin "Bunu keşke görmeseydim" diyebileceği görüntüler biriktirmesiyle listenin en huzursuz edici yapımlarından biri.

2 - The Human Centipede 2 (Full Sequence) (2011)

Tom Six'in The Human Centipede 2 filmi, korku sinemasında tiksintinin de başlı başına bir korku unsuru olabileceğini kanıtlayan yapımlardan. İlk filmin zaten tartışmalı olan fikrini daha karanlık bir noktaya taşıyan devam filmi, insan bedeninin sınırlarını zorlayan görüntülerle seyircinin dayanıklılığını test ediyor.

İnsanların cerrahi yöntemlerle birbirlerine bağlanarak bir "insan kırkayağı" oluşturulması fikri, burada yalnızca korkutucu değil, son derece rahatsız edici bir görsel deneyime dönüşüyor. Film, seyircinin neyi görmekten hoşlanmadığını adeta tahmin ederek bunun üzerine gidiyor. Bu nedenle The Human Centipede 2, klasik anlamda korkutmaktan ziyade izleyiciyi tiksindirme ve huzursuz etme konusunda sınırları zorluyor. Filmi yarıda bırakmak için bir hayalete ihtiyacınız olmadığını kanıtlayan yapım, beden korkusunun en uç örneklerinden biri.

1 - The Conjuring (2013)

Listenin zirvesinde ise diğer filmlerden farklı olarak korku sinemasının en klasik damarlarından birini kusursuz biçimde kullanan The Conjuring bulunuyor. James Wan'ın 2013 tarihli filmi, perili ev, doğaüstü varlık ve paranormal araştırmacılar gibi türün son derece tanıdık unsurlarını alıyor; ancak bunları gerilimi sürekli canlı tutan etkili bir sinema diliyle yeniden şekillendiriyor.

Hikâyede Ed ve Lorraine Warren, yeni taşındıkları evde açıklanamayan olaylarla karşılaşan bir ailenin yardımına koşuyor. Ancak James Wan'ın korkutma biçimi, yalnızca jump-scare'lere dayanmıyor. Uzun planlar, karanlıkta bekleyen boşluklar, perspektifle oynayan kadrajlar ve karakterlerin görmediği şeyleri seyircinin fark etmesini sağlayan anlar, gerilimi sürekli yükseltiyor. Wan, çoğu zaman canavarı göstermek yerine onun nerede olabileceğini düşündürüyor ve böylece seyircinin kendi hayal gücünü korkunun bir parçası hâline getiriyor.

Belki de The Conjuring'in listenin zirvesinde olmasının nedeni tam olarak bu. Diğer filmler kan, beden veya aşırılık üzerinden sınırları zorlarken James Wan çok daha temel bir korkuya dokunuyor: Karanlıkta gerçekten yalnız olup olmadığımızı bilmemek. Ve bazen bir korku filmini bitirmemek için ihtiyacımız olan tek şey, ışığı kapatmaya cesaret edememek.

Kaynak: Ranker

Paylaş