Televizyon tarihinin en büyük travmalarından birini hatırlayarak başlayalım yazımıza: Game of Thrones. HBO’nun bu devasa yapımı, 2019 yılına geldiğimizde sanki tüm dünyayı bir araya getirdi ve hepimiz aynı anda aynı şeyi izlerken bulduk kendimizi. Fakat dünyanın en ünlü dizisi bu gücü çok yanlış kullanmayı tercih etti ve sonrasında da tahmin edersiniz ki hayranlar pozitif bir alanda birleşmek yerine, final bölümünü ayakları altına alarak ezmeyi tercih etti. Sekizinci sezonun düzensiz hikaye anlatımı, karanlıkta seçilmeyen görselleri ve aceleye getirilmiş hikaye, "yetkin yazarlarla yeniden çekilsin" diye 1,8 milyon imza toplanmasına bile neden olmuştu.

Westeros tarihi, ne yazık ki bu hayal kırıklığıyla mühürlendi. İşte tam bu noktada, Stranger Things oyuncularının ve yaratıcılarının neden dizlerinin titrediğini anlamak zor değil; aynı tuzağa düşmek, popüler kültürün zirvesindeyken tepetaklak olmak hiç hoş değil. Reklamın iyisi kötüsü olmaz, çok doğru. Fakat artık bu bir itibar meselesi.

Beşinci ve son sezonun ilk kısmı kasım ayının son günlerinde önümüze düştüğünde, Duffer Kardeşler nispeten güvenli sularda yüzüyordu. Dungeons & Dragons diliyle konuşacak olursak, parti daha zindana yeni girmişti ve henüz yargılamak için erkendi. Ancak aralık ayının son günlerine doğru yayınlanan bölümlerle rüzgar tersine dönmeye başladı. Özellikle sondan bir önceki bölüm, yani Will Byers’ın yönelimi üzerinden koparılan o lüzumsuz yaygara da dahil olmak üzere, dizi ciddi anlamda büyük eleştirilerin hedefi oldu. Ağır tempo, bitmek bilmeyen açıklamalar ve yer yer sıkıcı sekanslar bu eleştirilerin ana temasını oluşturan şeylerdi. Belki birçok yapımda karşılaşabileceğimiz eleştiriler olduğu için ölümcül değillerdi, ama final bölümü için baskıyı gerçekten arşa çıkardı. Peki, yılbaşı gecesi yayınlanan The Rightside Up, Netflix’in amiral gemisi dizisini piste sağ salim indirmeyi başardı mı? Evet. Ama bu inişin ne kadar sarsıntılı olduğu fazlasıyla tartışmaya açık işte.

Beklentilerin ışığında bir yılbaşı gecesi
Açık konuşalım, The Rightside Up'ın bir fiyasko olmadığını söylemek biraz övgü gibi geliyor kulağa. Ancak böylesine devasa bir hayran kitlesine ve beklentiye sahip bir diziyi final düzlüğünde duvara toslatmamak başlı başına bir başarı bence. Özellikle de o yedinci bölüm sonrasında final bölümü için hepimizin ödü koptu. Şu durumda da ne yalan söyleyeyim, onun kadar kötü bir şey izlemediğimiz için minnettarmış gibi hissediyorum... Yine de bu bölüm, Stranger Things'in o kendine has ritmini bulana kadar, özellikle ilk saatinde ciddi anlamda vakit harcıyor. Bu vesileyle araya bir de not sıkıştırmak istiyorum; umarım film uzunluğundaki dizi bölümleri modası artık geçer. Gerçek dizi uzunluğunda diziler izlemek istiyoruz, film izlemek istesek film açarız. Lütfen.

Final bölümü, kahramanlarımızın Vecna’yı alt etme planlarını devreye sokmasıyla açılıyor. Bir ekip, uçurumda onunla göğüs göğüse çarpışmaya giderken; Eleven, Kali ve Max kaçırılan çocukları Camazotz’dan kurtarmaya çalışıyor. Burası tam da Stranger Things’in son döneminden beklediğimiz o "büyük" açılış anı. Duffer'lar, Netflix’in dipsiz bütçesinin tadını sonuna kadar çıkarmış. Patlamalar, tuhaf kabuslar ve telekinetik kapışmalarla dolu, küçük ekran için çekilmiş bir gişe canavarı izliyoruz. Ancak sorun şu ki, son iki sezondur neredeyse her bölüm bir saatten uzun sürünce, bu görsel şölen sarhoş edici olmaktan çıkıp mide bulandırıcı bir hale geliyor. Hatta biraz dikkatle baktıktan sonra görsel efektlerin çiğliği iyice insana batmaya başlıyor.

Protezlerin ardındaki sürpriz
Gelelim bu finalin tartışmasız en değerli varlığına, yani Vecna’ya hayat veren Jamie Campbell Bower’a. Bu adam hakkında tam olarak ne söyleyebileceğimi bilmiyorum fakat seneler sonra nihayet keşfedilmesinin gururunu yaşıyorum diyebilirim. Çünkü henüz çok küçük bir çocukken izlediğim Ölümcül Oyuncaklar'dan beri bildiğim, aslında şimdiye kadar Twilight, Harry Potter ve daha bir çok yerde oynamış, hep gölgede bırakılmış şahane bir yetenekti. Dizide karşımıza çıktığı an kilolarca protez makyajın, ses değiştiricilerin ve dijital efektlerin altında ezilip kaybolmasını istemediğimi biliyordum ve beklentimin nihayetinde Bower, Vecna’yı sadece bir ucube olmaktan çıkarıp, trajik, kırık ve ürkütücü derecede karizmatik bir Shakespeare kötüsüne dönüştürdü. Sadece sesiyle değil, duruşuyla, en ufak el hareketiyle bile izleyicisini domine etmeyi başardı. Başkalarıyla kıyaslamak doğru değil fakat koca bir sezonu kendi karakterinin hikayesi ve performansının gücüyle taşıdı Bower.

Senaryo ekibi, Vecna’nın geçmişine son dakikada Zihin Hırsızı tarafından yozlaştırılmış kurban etiketi yapıştırarak o bilindik kötüyü aklama kolaycılığına kaçmış olabilir ve kabul edelim, bu biraz ucuz bir numaraydı. Ancak yine Bower, bu senaryo matematiğini alıp öyle bir duygu seline dönüştürüyor ki, eleştirmen şapkamızı bir kenara bırakıp sadece o anın tadını çıkardık, hem de seve seve.

O korkunç kabuğun altında, gözleriyle bize hala orada olan ve kıvranan o insan kırıntısını göstermeyi başardı. Abartmıyorum; Henry o an ekranın ötesine uzanıp en ufak bir yardım istese, onu o cehennemden çekip çıkarmak için tereddütsüz el uzatırdık, çünkü çektiği ıstırabı iliklerimize kadar hissettik. Dizinin yazarları Bower’a kocaman bir teşekkür borçlu; çünkü kağıt üzerinde tek boyutlu bir kötü olarak kalmaya mahkum bir karakteri, sadece bakışlarıyla televizyon tarihinin en trajik, en unutulmaz antagonistlerinden birine dönüştürdü.
Eleven’ın vedası

Vecna tehdidi ortadan kalkarken ödenen bedel, benim gibi çok daha fazla yıkım bekleyenleri şaşırtmış olsa da geri kalan izleyici için tahmin edilebilirdi diye düşünüyorum. Fakat bu yine de final sahnesinin etkileyici olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Eleven’ın kendini feda edip Upside Down'da kalmayı seçmesi, dizinin başından beri ima ettiği o "süper kahraman trajedisi"ne uygun bir sondu. Ancak burada performanslar arasında bir uçurum vardı. Eleven elinden geleni yaparken, Mike'ın Eleven’a vedası duygusal açıdan biraz donuktu. Belki de yönetmen tercihiydi ama Mike’ın yıkımını hissetmek için biraz hayal gücümüzü zorlamamız gerekti. Sonrasında ise karakterimizin bu durgunluğu sağlam bir temele oturtuldu. İşte o zaman da ona hak verdik; çünkü Eleven yaşıyordu.

Senaryonun en büyük açığı ise yine diyaloglardaydı. Karakterlerin duygularını yaşamak yerine durumu izleyiciye özetleyen cümleler kurması, finalin temposunu düşürdü ve biz de "geriye kalan 1 saatte ne anlatacaklar?" endişesine düştük. Neyse ki Duffer Kardeşler en iyi yaptıkları şeyi hatırladı ve bizi 18 ay sonrasına götürdü. İşte o an, Stranger Things’i neden sevdiğimizi hatırladık. Canavarlar, portallar ve psişik güçler bir kenara bıraktık, geriye sadece büyümek zorunda kalan o çocuklar kaldı. Bizimkiler işte.
Hawkins’e gelen bahar

18 aylık zaman atlaması diziyi bir felaket hikayesi temasından sıyırıp, o gerçek sıcaklığına geri döndürdü. Ordu gitmiş, Hawkins yaralarını sarmış. Steve'i bir lisede koç olarak görmek, Nancy ve Jonathan’ın kendi yollarını çizmesi, Hopper’ın sonunda Joyce’a o beklenen teklifi etmesi... Hem de ikinci sezondan bu yana buluşmaya çalıştıkları Enzo's'ta! Bunlar, devasa patlamalardan çok daha tatmin edici şeyler...

Dustin’in okul birincisi olarak yaptığı kaotik ve isyankar konuşma da dizinin kalbinin hala doğru yerde attığını gösteriyor. Karakterimizin “uyumlu olmayın” mesajı, 80’lerin o asi gençlik filmlerine ve Eddie Munson’a gönderdiği en gerçek selamdı. Fleetwood Mac’in Landslide'ı fonda çalarken (evet, biraz duygu sömürüsüydü ama yedik mi, yedik), bu çocukların artık çocuk olmadıkları gerçeği suratımıza çat diye vuruldu.

Zarlar son kez atılıyor
Her şeyin başladığı yer, Mike’ın bodrum katı. Ama bu sefer masada yeni bir nesil var; küçük Holly zarları yuvarlıyor, arkadaşları da fazlasıyla hevesli. Bu döngü, dizinin "büyümek" üzerine söylediği son söz gibi. Tıpkı Dark'ın son sahnesinde hamile Hannah'nın karnına bakarak "İsmini Jonas koymayı düşünüyoruz," deyişi gibi.

Mike’ın, Eleven’ın aslında ölmediğine, Kali’nin illüzyonuyla kaçıp kurtulduğuna dair teorisi ise Duffer’ların bize bıraktığı açık bir kapı. İster buna inanın ve mutlu uyuyun, isterse Mike’ın yas süreciyle başa çıkma yöntemi olarak uydurduğu bir yol deyin. Belki de sadece potansiyel bir "spin-off" için atılan bir tohumdur, kim bilir?

Sonuç olarak Stranger Things, kusursuz bir final yapmadı. Ama en azından samimiydi. Bir süreliğine Dany’nin kaderine benzer bir kaderin El'i beklediğini sandık ve o deli saçması fikrin sürdürülmediğine gerçekten çok mutluyum. Gösterişli, gürültülü, efekt dolu kabuğunu kırıp, özündeki o saf arkadaşlık hikayesine dönerek veda etti Stranger Things. Jamie Campbell Bower’ın tüyler ürperten performansı ve karakterlerin duygusal vedaları, senaryodaki tüm aksaklıkları törpüledi. Zaman ilerliyor, zarlar el değiştiriyor ve oyun bitiyor. Hawkins, henüz beş karışken hayatımıza giren çocukların koca birer birey olmasıyla ve öcüleriyle hatırlanan minik bir köy olarak akıllarımızda kalmaya devam edecek. Mutlu ol Eleven, hoşça kal İnekler Kulübü.

Yorumlar