Netflix’in rekorlar kıran hanedan draması Bridgerton, dördüncü sezonuyla geri dönerken yanına sadece balo salonlarının ışıltısını değil, aynı zamanda toplumsal hiyerarşinin en derin sarsıntılarını da almış. Bu sezon, merkeze ailenin başına buyruk ve zampara ikinci oğlu Benedict’i alarak, serinin alışılagelmiş "mükemmel eş bulma" formülünü bambaşka bir boyuta taşıyor.

🫖
Yazı, Bridgerton'a dair spoiler içermiyor.

Artık sadece bir aşk hikayesi izlemiyoruz; gerçek arzunun, yüksek sosyetenin o buz gibi, katı görgü kurallarına meydan okuduğunda nasıl bir yangına dönüştüğüne şahitlik ediyoruz. Shonda Rhimes’ın o sihirli dokunuşuyla, bu kez "aşk her şeyi fetheder" teması, bir hizmetçinin ve bir aristokratın dünyası üzerinden yeniden tanımlanıyor.

Sekiz bölümlük bu sezonun ilk kısmı, Lady Violet Bridgerton’ın o görkemli maskeli balosuyla perdelerini açıyor. Benedict’in, baloda karşılaştığı o gizemli Gümüş Elbiseli Leydi'ye ilk bakışta vurulması, aslında hepimizin içindeki o eski filmlerdeki romantizm özlemini tetikliyor. Saat gece yarısını vurduğunda birbirlerini kaybetmeleri ve gizemli kadının ardında sadece bir eldiven (evet, bu sefer bir ayakkabı değil 🫠) bırakarak kaçması, klasik bir peri masalına selam çakarken, dizinin bu temayı ne kadar modern bir yerden tutacağını da hissettiriyor. Benedict’in o günden sonra dünyası artık sadece resimlerden ve flörtlerden ibaret değil, zampara oğlumuz hayalet bir aşkın peşinde koşan bir gezgine dönüşüyor.

Masallar ve sınıf farkı

Dizi, her sezonda olduğu gibi Julia Quinn’in efsane serisinin bir kitabını kendisine kaynak ediniyor. Bu sefer Bir Centilmenden Gelen Teklif kitabından esinlenen hikaye, Benedict’in bu arayışını adeta bir "yasak aşk" destanına çevirmiş. Ancak bu seferki engel sadece bir rakip ya da bir yanlış anlaşılma değil; doğrudan sınıf farkının ta kendisi. Sophie Baek, bu sosyetede alışık olduğumuz o narin hanımlardan biri değil. O, Penwood Kontu’nun gayrimeşru kızı ve maalesef ki bir hizmetçi.

Sophie’nin babasının ölümünden sonra üvey annesi Leydi Araminta’nın (biz onu hala Harry Potter'daki Cho olarak görüyoruz, ne ara bu kadar yaşlandık!), gazabına uğraması ve bir hizmetçi olarak hor görülmesi, Bridgerton’ın o parlak dünyasının altında yatan karanlık tarafı da gözler önüne seriyor. Sophie, bu dünyada ayakta kalmak için "görünmez" olmayı öğrenmiş bir kadın. Benedict gibi her kapının kendisine açıldığı bir aristokratın, Sophie’nin dünyasındaki o zorlu hayatta kalma modunu anlaması, sezonun içinde tutunmaya çalışan en güçlü dramatik köklerden. Onu baloda bir leydi sanması Sophie için hem bir rüya hem de büyük bir tehlike; çünkü gerçekler ortaya çıktığında kalbinin kırılması, onun için toplumsal bir yok oluş anlamına gelebilir.

Maskelerin ardındaki kimlik arayışı

Luke Thompson, Benedict karakterinde her sezon biraz daha derinleşen o "aidiyet" sorununu bu sezon zirveye taşıyor. Benedict’in bugüne kadar kimliğini farklı katmanlarda, tabiri caizse bölümlere ayırarak yaşaması, Sophie ile tanıştığında bir bütüne dönüşmek zorunda kalıyor. Thompson’ın da belirttiği gibi, Benedict zayıf noktasını tam olarak aşkta buluyor; çünkü birini gerçekten sevebilmek için maskelerinizi çıkarıp tüm benliğinizle orada olmanız gerekir. Benedict’in o akışkan ve özgür ruhu, Sophie’nin gerçek doğasıyla çarpıştığında, karakterin nasıl olgunlaştığını izlemek büyük bir keyif.

Kız kardeşi Eloise’in, Benedict’in bu hüzünlü ve takıntılı arayışına destek olması, Bridgerton kardeşler arasındaki o meşhur bağı bir kez daha pekiştiriyor. Tabii ki Lady Whistledown kimliğiyle Penelope’nin de bu gizemli leydi avına dahil olması, hikayeye o bildiğimiz dedikodu ve heyecan dozunu katıyor. Hatta işin en komik kısmı bir noktadan sonra Kraliçe dahil olmak üzere tüm kadınlar bu gizemli leydiyi bulmak için çaba sarf ediyor. Çünkü Benedict'in birine aşık olması hiç görülmemiş bir durum.

Görünmez bir kadının hayatta kalma çabası

Bridgerton yapımcılarının vurguladığı gibi, Sophie karakteri Quinn’in romanındaki o güçlü ruhu sonuna kadar koruyor. O sadece bir "çaresiz kadın" değil, her hamlesini hesaplamak zorunda kalan bir hayatta kalma uzmanı. Sophie’nin neden gümüş elbiseli kadın olduğunu Benedict’e itiraf edemediğini anlamak için onun travmalarına bakmak yetiyor. "Tanınmamak" onun için bir korunma yöntemi haline gelmiş. Benedict’e gerçeği söylemenin getireceği o yıkıcı reddedilme korkusu, onu bu sezondaki en trajik ve derinlikli karakterlerden biri yapıyor.

Bu sezonun teması "fanteziye karşı gerçeklik" üzerine kurulu. Belki de bu yüzden diğer sezonlardan ayırarak bakıyoruz bu kısma. Çünkü hayattaki tek amaçları eş aramak olan bir yığın işsiz güçsüz burjuvanın basit dertlerinden çok daha fazlasını anlatıyor. Benedict’in o romantik, peri masalımsı beklentileri, Sophie’nin hayatın içinden gelen sert ve köşeli gerçekleriyle test ediliyor. Benedict aşkı bir büyü sanırken, aslında aşkın bir "emek ve bağlılık" işi olduğunu öğreniyor. Şımarık oğlumuz için, aşkın sadece o görkemli danslardan ibaret olmadığını, karşındaki insanı tüm zorluklarıyla kabul edip onun için çabalamak gerektiğini anlatan bir yolculuk bu. Ama gelin görün ki finalde söylediği şeyle de kafasına bir sümsük yemeği hak ediyor Benedict.

Kör müsün Benedict?

Teknik açıdan bakıldığında, yönetmenliğin ve prodüksiyon kalitesinin her sezon üzerine koyarak ilerlediğini söylemek mümkün. Gümüş elbisenin o hipnotize edici ışıltısı, maskeli balodaki renk paleti ve Londra sokaklarının o puslu havası, seyirciyi günümüzün hızla tüketilen kültüründen alıp 200 yıl öncesinin zarif atmosferine ışınlıyor. Aralarındaki kimya ise beni Anthony ve Kate sonrasındaki hikayelerde pek de hissedemediğimiz o yoğun duygulara ışınlıyor. Benedict ve Sophie arasındaki o ilk bakıştan itibaren ortaya çıkan hisler, kalbimizi yerinden çıkaracak kadar heyecan verici.

Sonuç olarak dördüncü sezonun ilk kısmı, bize sadece bir aşk hikayesi değil, aynı zamanda bir sınıf mücadelesi sunuyor. Kraliçe Charlotte’ın bu alışılmadık eşleşmeye ne diyeceği ya da sosyetenin bu skandalı nasıl karşılayacağı bir yana; asıl mesele Benedict’in Sophie’yi "olduğu gibi" görüp göremeyeceği. Ya da onu da geçiyorum; parçaları birleştirmek için sadece azcık beynini zorla be çocuk. Sadece birazcık.

Bridgerton bu sezon, izleyicisine o masalsı ilacı verirken altına bir de gerçeklik dersi saklamış: Gerçek aşk, sadece balolarda değil, birbiriniz için verdiğiniz o sessiz ve büyük mücadelelerde saklıdır. Bakalım ikinci kısımda çiftimizi, Benedict'in densizliği dışında hangi zorluklar bekliyor olacak...

Paylaş