Sinema endüstrisinin devasa bütçeli süper kahraman filmleri ve sonu gelmez "evren" genişlemeleri arasında boğulduğu şu son yıllarda, The Rip gibi ayakları yere sağlam basan işlerle karşılaşmak çölde vaha bulmak gibi.

💰
Yazı, The Rip'e dair spoiler içermiyor.

Matt Damon ve Ben Affleck’in kendi yapım şirketleri Artists Equity’yi kurmalarından yaklaşık üç yıl sonra gelen bu ilk büyük ortaklık, izleyiciye unuttuğu o "nitelikli orta bütçeli drama" tadını hatırlatıyor. Joe Carnahan’ın yönetmen koltuğunda oturduğu film, herhangi bir çizgi romana veya önceden var olan bir fikri mülkiyete dayanmıyor; sadece karakter, gerilim ve saf hikaye anlatıcılığına odaklanıyor.

Film bizi Miami’nin nemli ve tehlikeli sokaklarına, TNT üyesi iki eski dosta götürüyor: Teğmen Dane Dumars ve Çavuş JD Byrne. Sıradan bir uyuşturucu baskını gibi başlayan operasyon, maskeli saldırganların pususu ve ekibin bir tavan arasında, sahte bir duvarın arkasına gizlenmiş 20 milyon dolar nakit parayı bulmasıyla kontrolden çıkıyor. Evde bulunan tek tanık ise olaydan habersiz görünen genç bir kadın Desi. Bu noktadan itibaren The Rip, sadece bir polisiye değil, aynı zamanda dostluğun parayla imtihan edildiği klostrofobik bir paranoyaya dönüşüyor.

Eski dostlar, yeni çatışmalar

Matt Damon ve Ben Affleck’i Good Will Hunting’den otuz yıl sonra hala beyazperdenin en parlak yıldızları yapan şeyin ne olduğunu bu filmde bir kez daha anlıyoruz. Karakterlerinin birbirine olan tahammülsüzlükleri ve eski bir evli çift gibi didişmeleri, filmin en karanlık anlarında bile organik bir mizah duygusu yaratıyor. Affleck’in karakterine kattığı o doğal ve akıcı İspanyolca sahneleri, karakterin yerelliğini ve derinliğini pekiştiren şık bir detay olmuş. Ayrıca oyuncunun başka bir dili bu kadar net konuşabiliyor olması da hayran bırakan bir detay. İkilinin arasındaki kimya o kadar güçlü ki, ekrandaki her tartışmaları izleyiciye sahte olmayan, yaşanmışlığı olan bir gerilim gibi hissettiriyor.

Ekibin geri kalanında ise gerçekten iştah kabartan bir kadro var. Steven Yeun, her zamanki güvenilir oyunculuğuyla parlıyor; Teyana Taylor ise geçtiğimiz günlerde Altın Küre kazandığı performansının ardından rüştünü ispatlamaya devam ediyor. Dumars ve Byrne arasındaki gerilim, paranın varlığıyla birleşince beş kişilik bu özel timin içinde "Hangi arkadaşım beni sırtımdan vurur?" sorusu bir virüs gibi yayılmaya başlıyor. Dumars’ın parayı hemen merkeze bildirmeme kararı, ekip içindeki güven bağlarını lime lime ederken, dışarıda devriye gezen şüpheli yerel polisler çemberin daraldığını hissettiriyor.

Hatta bu olay bana sosyete dedikodularının atalarından sayılan Kim Kardashian’ın, kızının fotoğrafını en yakın arkadaşlarına farklı versiyonlarda gönderip, paparazzilere sızan görsel üzerinden fotoğrafı kimin sattığını tespit etmesini anımsattı. Basit ama filme hareket katan, işlenişi biçimiyle de zekice bir hamle olduğunu düşünüyorum.

Yarım saatlik cehennem ve geri sayım

Filmin kırılma noktası, bilinmeyen bir numaradan gelen o buz gibi tehdit telefonu: "O evden çıkmak için tam 30 dakikanız var." Bu andan itibaren Joe Carnahan, filmin temposunu bir saniye bile düşürmüyor. Hatta o kadar ki, film izlerken genellikle bir başka işle daha uğraşan ben, elimdeki tüm işleri bırakıp odağımı tamamen filme verdim. The Rip, klasik bir baskın filminden sofistike bir soygun dramasının kıyılarına vururken, olay örgüsü ilham verici sürprizlerle katmanlanıyor. Carnahan, karakter gelişimini aksiyonun gölgesinde bırakmıyor; aksine, karakterlerin geçmişleri ve motivasyonları hikayenin içine ince ince yediriliyor.

Yardımcı oyuncu kadrosunda Kyle Chandler’ın bir DEA ajanı olarak sergilediği otoriter duruş, filme ciddiyet katıyor. Ancak asıl sürpriz, Byrne’ın kardeşi rolündeki federal müfettiş karakteriyle karşımıza çıkan Scott Adkins. Adkins’ten o meşhur döner tekmelerini bekleyenler hayal kırıklığına uğrayabilir ancak aktörün sadece iki sahnede yarattığı dramatik ağırlık, Carnahan’ın ne kadar isabetli bir oyuncu yönetimi sergilediğini gösteriyor. Bu filmde gösterişli yumruk dövüşleri yerine, namlunun ucundaki gerilim ve kelimelerin ağırlığı konuşuyor.

Gerçekçilik ve Joe Carnahan imzası

Joe Carnahan, silahlı çatışma sahnelerini sanki bir belgesel çekiyormuşçasına profesyonel ve çiğ bir gerçekçilikle yönetmiş. Silah sesleri abartılı birer efekt değil, kulak tırmalayan gerçek birer tehlike gibi. Senaryonun başarısı ise karakterlerin kasvetli ve tehlikeli dünyaya uygun şekilde konuşmasında yatıyor; klişelerden kaçınmayan ama onları kendince harmanlayan, gerçekçi diyaloglarla hikayeyi yukarı taşıyan bir yol izliyor. İhanetlerin ve aldatmacaların havada uçuştuğu bu senaryo, izleyiciyi kimin suçlu olduğu konusunda sürekli tetikte tutuyor.

Filmin süresi olan 1 saat 45 dakika ve bu hikaye için adeta "altın oran" niteliğinde. Hikaye ne gereksiz sahnelerle şişirilmiş ne de önemli detaylar aceleye getirilmiş. Tıpkı filmdeki TNT ekibi gibi, The Rip de içeri giriyor, işini tertemiz hallediyor ve vaktini doldurduğunda yazılarını akıtıyor. Bu verimlilik, günümüzün gereksiz yere uzatılmış sinema yapımları arasında filmi daha da takdir edilesi kılıyor açıkçası.

Nitelikli bir tür işi

The Rip, sinemaseverlerin The Departed gibi filmlere duyduğu özlemi dindirebilecek, karakter odaklı ve sert bir polisiye. Damon ve Affleck’in ekrandaki devleşen varlığı bu hikayeyi basit bir suç filminden çok daha fazlasına, bir "yıldız sineması" örneğine dönüştürüyor. Türün tüm klişelerini ustalıkla kullanan ama onlara kendi ruhunu katmayı başaran bir yapım var karşımızda.

Eğer hafta sonu kendinize gerçekten sağlam bir sinema deneyimi armağan etmek istiyorsanız, The Rip kesinlikle doğru tercih. Arkasına yaslanıp bu iki efsane dostun birbirini yemesini ve paranın insan doğasını nasıl değiştirdiğini izlemek büyük bir keyif. Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim, henüz bunu söylemek için çok erken belki ama yılın en derli toplu ve tatmin edici yapımlarından birine imza atılmış. Bize de bunun keyfini çıkarmak düşer.

Paylaş